Sağlık

Alkol düşkünlerinin çocukları da tehlikede!

Alkol düşkünlerinin çocukları da tehlikede!

Ebeveynini alkol içerken ya da sarhoş gören çocuklar risk altında…

Ebeveynini alkol içerken ya da sarhoş gören çocukların aşırı alkol içme riskinin daha fazla olduğu belirlendi.

İngiltere’de 13-16 yaşındaki 5 bin 700 çocuğun katıldığı kamuoyu yoklaması, anne-babasını devamlı içerken ya da birkaç kez sarhoş gören çocukların aşırı alkol içme riskinin 2 kat fazla olduğunu gösterdi.

Ipsos Mori araştırma şirketi tarafından sosyal bilimler derneği Joseph Rowntree için yapılan yoklamada, 13-14 yaşındaki çocukların yüzde 70′inin 15-16 yaşındakilerin yüzde 89′unun alkol içtiği, çocukların alkole 12-13 yaşında başladığı ortaya çıktı.

Araştırma, 13-14 yaşındaki 4 çocuktan birinin, 15-16 yaşındaki iki çocuktan birinin birçok kez sarhoş olduğunu ortaya koydu.

Ebeveynlerin, çocuklarını denetlemesinin de önemli olduğunun ortaya çıktığı kamuoyu yoklamasında, cumartesi akşamı çocuğunun nerede olduğunu bilmeyen ya da 18 yaşın altındakilerin izlememesi gereken filmlere izin veren anne-babaların çocuklarının alkolik olma riskinin daha fazla olduğu görüldü.

Ayrıca çocukların arkadaşlarının da içme alışkanlığını etkilediği, haftada iki akşamı arkadaşlarıyla geçirenlerin aşırı alkol içme riskinin arttığı belirlendi.

”Alcohol Concern” adlı yardım kuruluşundan Don Shenker, sonuçların, ebeveynlerin çocuğun hayatını ne kadar fazla etkilediğini doğruladığını belirterek, ”Anne ve babaların içki alışkanlıklarının, ne kadar içtiklerinin ve sarhoş olduklarının çocuklara, bu davranışların kabul edilebilir ve standart olduğu mesajını verdiğini” vurguladı.

Devamını okumak için tıklayınız »

Japonlardan garip buluş!

Japonlardan garip buluş!

Japon bilim adamı akla hayale gelmeyecek bir buluşla insan dışkısından hamburger yaptı.

Japon bilim adamı Mitsuyuki Ikeda akıl sınırlarını zorlayan bir buluş gerçekleştirdi. İnsan dışkısı proteinlerinden hamburger köftesi icat etti.

Dışkıdan proteinleri ayırdıktan sonra soya ve biftek sosu ile köfteleri hazırlayan Ikeda icadının yüzde 63′ünün dışkılardan elde edilen proteinle hazırlandığını belirtiyor.

Ikeda bu icadıyla şimdi bu burgerin hayvansal ürün olup olmadığı tartışmalarını da açmış oldu.

Devamını okumak için tıklayınız »

DNA analizinde bir buluş, bir mucize tedavi

DNA analizinde bir buluş, bir mucize tedavi

ABD’DE yaşayan 14 yaşındaki Alexis Beery’nin bir türlü teşhis konulamayan hastalığına, kişiye özgü DNA analizi çare oldu.

Alexis’in sık sık nefessiz kalmasının nedeni kişiye özel DNA analizi yapılarak bulundu.

Mutasyona uğramış bir gen yüzünden nefes borusunda spazm meydana geldiği anlaşılan Beery, hormon tedavisiyle iyileştirildi.

İNGİLTERE’DEKİ Rochester Üniversitesigenetik bilimcileri, hastalıklara yol açabilecek genlerin yapısını değiştirerek, mutasyona uğramış DNA’yı durduracak yeni bir teknik buldu.

Tekniğin, bazı kanser türlerinin tedavisinde yeni yöntemlerin geliştirilmesine imkân sağlayacağı belirtildi.

Devamını okumak için tıklayınız »

Sadece beyni etkilemiyor!

Sadece beyni etkilemiyor!

Bilim adamlarından cep telefonu uyarısı.

Türk bilim adamları, gebelikte, günde bir saatlik süre ile cep telefonundan yayılan elektromanyetik alana maruz kalmanın, beynin öğrenme ve bellekle ilgili yeri olan ”hipokampus” bölgesinde, önemli derecede sinir hücresi kaybına neden olduğunu saptadı.

9 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Kaplan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, cep telefonun son yıllara kadar kamuoyunda zararsız bir cihaz olarak gösterildiğini, hatta insan sağlığına zararının ”turşunun veya kahvenin” verdiği zararla eş değer tutulduğunu belirterek, cep telefonlarının zararlarının hep örtülmeye çalışıldığını savundu.

Kaplan, Karadeniz Teknik Üniversitesinden Prof. Dr. Ersan Odacı ve Rize Üniversitesinden Doç. Dr. Orhan Baş’ın da katılımıyla oluşturulan araştırma grubu ile yurt içi ve yurt dışından bilim insanlarıyla toksik maddelerin, obezitenin ve elektromanyetik alanın beyin ve diğer organlar üzerindeki zararlı etkilerini araştıran çok sayıda araştırma yaptıklarını ve bazı araştırmalarının da devam ettiğini kaydetti.

Grubun, cep telefonlarından etrafa yayılan elektromanyetik alanlara canlıların doğum öncesi ve sonrasında maruz kalmalarının nasıl bir etki oluşturduğunun incelediğini belirten Kaplan, ”Yavrunun anne karnında gelişmesi esnasında yani embriyonal yaşamda, cep telefonlarının elektromanyetik alanına maruz kalmaları durumunda nasıl bir sonucun ortaya çıkacağı önemli bir araştırma alanı olmuştur. Bunun nedeni, her geçen gün kullanımı artan ve yaygınlaşan cep telefonuna bağlı vücutta oluşabilecek muhtemel değişiklikleri gözlemlemektir” dedi.

Kaplan, son 5 yıldır cep telefonlarının beyin ve beyincik üzerindeki etkilerini araştıran gruplarına ait çalışmalarının dünyada saygın bilim dergilerinde yayınlandığını da vurgulayarak, şöyle devam etti:

”Bu araştırma grubu, gebelikte cep telefonun yaydığı radyasyona maruz kalmanın etkisini bir deney hayvanı çalışması ile araştırmıştır. Bu çalışma sonucunda deney hayvanlarında ilginç sonuçlara ulaşmıştır. Doğum öncesi 21 gün boyunca günde bir saatlik süre ile cep telefonundan yayılan elektromanyetik alana maruz kalmanın, beynin öğrenme ve bellekle ilgili yeri olan ‘hipokampus’ bölgesinde önemli derecede sinir hücresi kaybına neden olduğu saptandı. Bu çalışma sonucu beyin araştırmaları konusunda saygın bir dergi olan ‘Beyin Araştırma’ isimli dergide yayınladı.”

-”CEP TELEFONLARI SADECE BEYNİ ETKİLEMİYOR”-

Araştırma gruplarının doğum öncesi cep telefonundan yayılan elektromanyetik alanın beyinde önemli derecede hücre kaybına neden olduğunu bulduktan sonra, ”acaba aynı etki genç bireylerde de oluyor mu?” sorusunun cevabını bulmak için de aynı dönemi yansıtan deney hayvanı düzeneğini kurduğunu belirten Kaplan, şöyle devam etti:

”12 haftalık dişi sıçanlar, (ki bu yaşlar yetişkin, erişkin insana karşılık gelmektedir) 1 ay boyunca günde 1 saat cep telefonu dalgalarına maruz bırakılmışlardır. Daha sonra bu hayvanların beyin ve beyinciklerinde hücre sayımları gerçekleştirilmiştir. Araştırma grubumuz genç dişi sıçanların hem beyninde, hem de beyinciğinde cep telefonundan yayılan elektromanyetik dalgalar sonucunda önemli oranda hücre kaybının olduğunu saptamıştır. Tabii ki bir madde veya radyasyonun, doku veya organlar üzerindeki gerçek etkisi, ancak güncel ve güvenilir araştırma tekniklerinin kullanılması ile gözlenebilir. Yurt içi ve yurt dışından çok sayıda araştırıcı hücre sayım tekniklerini öğrenmek için laboratuvarımıza gelmektedir. Şu anda, Sudan ve Hollanda’dan gelen 2 araştırıcı laboratuvarda hücre analiz tekniklerini öğrenmekte ve uygulamaktadır.”

Kaplan, cep telefonlarının sadece beyin ve beyincik üzerinde olumsuz etki yapmadığını, aynı zamanda gebeliği, kan dokusu hücrelerini, antikor üretimini ve öğrenmeyi olumsuz yönde etkilediğinin de bilindiğini söyledi.

Cep telefonlarının insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkisinin tartışıldığı uluslararası bir toplantıda konuşan araştırmacıların, ortak kaygısının, 15-20 yıl sonra cep telefonu kullanımına bağlı olarak beyinde beyin tümörleri vakalarının artabileceği noktası olduğunu ifade eden Kaplan, ”Beyin tümörleri vakalarının kısmen de olsa azaltmanın yolları arasında, cep telefonları ile kısa konuşmak, kulaklık kullanmak, çocuklardan uzak tutmak ve onların kullanmasına kesinlikle izin vermemek, cep telefonunu göğse yakın olan ceplerde taşımamak, cep telefonunu ayrı bir çantada taşımak, tünel, asansör ve hareket halindeki arabada cep telefonu kullanmamak gibi unsurlar yer alıyor” dedi.

Devamını okumak için tıklayınız »

Prostat kanserine aşı umudu

Prostat kanserine aşı umudu

Prostat kanserinin tedavisi için geliştirilen bir aşı, fareler üzerinde olumlu sonuç verdi.

Sağlıklı hücrelerden alınan DNA’larla üretilen aşı, farelerin yüzde 80′inde prostat kanserini tedavi etti.

Bu yöntemin başka kanser türlerinde de denenebileceğini belirten bilimadamları tümörler üzerinde çalışmaya başladıklarını açıkladı.

İngiltere Kanser Araştırmaları Vakfı Cancer Research, bunun çok önemli bir gelişme olduğunu ancak insanlar üzerinde de denemeler yapılması gerektiğini belirtti.

‘Denemeler yıllar alabilir’

Kanser aşıları, insanları enfeksiyona karşı koruyan geleneksel aşıların aksine, bağışıklık sisteminin vücuttaki tümörlere saldırmasını sağlıyor.

Bu aşılar, kanserli hücrelerin yüzeyindeki antijen olarak bilinen tümör belirteçlerini (marker) hedef alıyor.

Leeds Üniversitesi’nden Prof. Alan Melcher, “Bağışıklık bilimindeki en büyük güçlük, başka yere zarar vermeden doğrudan tümürü hedef alan antijenler geliştirebilmektir” diyor.

Leeds ve ABD’deki Mayo Clinic uzmanları, sağlıklı prostast hücrelerinden aldıkları DNA’ları virüse enjekte ettiler.

Sonra bu virüs farelere enjekte edildi. Prostat DNA’sı, virüsün çok farklı türde prostat antijeni üretmesini sağladı. Bağışıklık sistemi virüsle savaşırken, kanserli prostat hücrelerine saldırmayı öğrendi.

Laboratuvarda toplam dokuz aşıyla farelerin yüzde 80′i tedavi edildi.

Prof. Melcher insanlar üzerindeki denemelere yıllar sonra başlanabileceğini söyledi. Melcher, “Bu heyecan verici bir gelişme. Bu, sıfırdan yapılan bir araştırma değil. Umut verici, immunoterapi ve virüs tedavilerine dayanan bir çalışma” dedi.

Bir süre önce doktorlar, Ipilimumab adlı bir ilacın bağışıklık sistemini kanserle savaşmaya zorlayarak ortalama ömrü uzattığını duyurmuşlardı.

Devamını okumak için tıklayınız »

Ev eşyalarındaki gizli tehlike!

Ev eşyalarındaki gizli tehlike!

Elektrikli ev eşyalarının sağlığa zararlı küf mantarları için çok uygun ortamlar olduğu uyarısında bulunuldu.

“Fungal Biology” dergisinde yayımlanan araştırma, sıcak ve nemli ortamları nedeniyle bulaşık ve çamaşır makinelerinin, su ısıtıcılarının, kullanıcılarını zehirleyebileceğini gösterdi.

Bazı küf mantarlarının 60-80 derece gibi yüksek sıcaklıklara, deterjan gibi kimyasal ürünlere direnç gösterebildiğini belirten bilim adamları, her kıtadan, farklı 101 kentteki bulaşık makinelerinden alınan örnekleri inceledi.

Bu makinelerin yüzde 62′sinin kapağının mantar küflerini, bunlardan yüzde 56′sının da hastalığa yol açabilen “exophiala dermatitidis” ve “exophiala phaeomuriformis” türü, ısıya, kimyasal maddelere ve asitlere dirençli mantarları barındırdığı görüldü.

Bilim adamları, söz konusu mantarların bu ortamlarda barınmasının, bu organizmaların evrim geçirmeye başladığı anlamına geldiğini ve ilerde sağlığı tehdit edebileceğini vurguladı.

Devamını okumak için tıklayınız »

Mucize tohumlar uyandı!

Mucize tohumlar uyandı!

50 yıldır uyuyan tohumlar uyandı…

İstanbul Ticaret Borsası (İTB) Meclis Başkanı Ali Kopuz tarafından bulunan 50 senelik kuru bakliyat tohumlarının bozulmadığı ortaya çıktı.

GDO’suz döneme ait olduğu için bu tohumlar organik tarım için büyük bir önem taşıyor.

Namık Kemal Üniversitesi kontrolünde ekilen tohumlardan mısır ve yulaf çimlendi.

Borsa laboratuvarlarında bulunan tohumların Türkiye tarımının dışa bağımlılığını azaltması planlanıyor.

Ali Kopuz’un açıklamasına göre tohumların 50 yıl önce laboratuvarda unutulan tohumların bulunmasından sonra İTB, Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi ile temas kurdu. Tarım Bakanlığı da tohumları yeniden çimlendirme ve tohum bankası kurulması projesini teşvik etti. Bakanlık yetkilileri Masum Burak ve Vehbi Eser’in desteğiyle çimlendirme faaliyetleri başlatıldı. Ankara TUGEM Gen Bankası da ortak girişimde bulunarak projenin ilerlemesine katkı sağladı. 2011 Ocak ayından bu yana devam eden çalışmalar sonucu mısır ve yulaf tohumlarında çimlenme gözlendi, canlı oldukları belirlendi.

İstanbul Ticaret Borsası Meclis Başkanı Ali Topuz, “Bu tohumlar ortak kültürel mirasımız olup ilerleme kaydedebilmemiz için tüm hassasiyet ve olanaklar sonuna kadar kullanılacaktır.” dedi. Kopuz, canlı olan ve üretimine geçilecek tohumların geliri ile İstanbul Ticaret Borsası Vakfı’nı kuracaklarını söyledi.

Devamını okumak için tıklayınız »

EHEC bakterisi insandan bulaştı!

EHEC bakterisi insandan bulaştı!

Alman bilim adamları Avrupa’da toplam 39 kişinin ölümüne neden olan EHEC bakterisinin ilk kez insandan insana geçtiği bir vakayı tespit etti.

 Almanya’da bir yiyecek dağıtım firmasında çalışan ve EHEC bakterisini taşıyan kadın eleman, dokunduğu sebzeler nedeniyle virüsü başkalarına geçirdi. Açıklanan bilgiye göre, EHEC bakterisi taşıyan ancak henüz hastalık belirtisi göstermeyen kadın, virüsü dokunduğu yiyecekler vasıtasıyla farkında olmadan yaklaşık 20 kişiye daha geçirdi.

Araştırmayı yürüten Harald Kehlborn, “Mutfağı inceleme altına aldık ancak çalışanlar tuvalete gittikten sonra ellerini düzgün şekilde yıkasaydı virüs başkalarına bulaşmazdı” dedi. Kehlborn virüsün bulaşmasında, kullanılan mutfak malzemelerinin de payı olduğunu dile getirdi.

Devamını okumak için tıklayınız »

Hamakta şekerleme ‘kusursuz’ bulundu

Hamakta şekerleme 'kusursuz' bulundu

En iyi şekerlemenin hamakta yapıldığı ortaya çıktı.

İsviçre’nin Cenevre Üniversitesi’nden Sophie Schwartz ve ekibinin yaptığı araştırma, hamağın daha çabuk ve derin uyku için “kusursuz” olduğunu gösterdi.

Schwartz ve ekibi, sallanmanın uykuyu getirdiğinin bilindiğini, ancak bunun sebebinin gizemini koruduğunu belirtti.

Sallanmanın gerçekten iyi uyku sağlayıp sağlamadığının ve beyinde neler olup bittiğinin anlaşılabilmesi için kolları sıvayan bilim adamları, uyku sorunu olmayan 12 yetişkinden hamakta yatmalarını istedi.

Öğleden sonra 45 dakika, önce sallanmayan, daha sonra hafifçe sallanan bir hamakta şekerleme yapan katılımcıların beyin hareketlerini inceleyen bilim adamları, bu kişilerin beklendiği gibi sallanan hamakta uykuya daha çabuk geçtiğini gördü.

Ancak bilim adamları şaşırtıcı şekilde, sallanan hamaktaki kişilerin beyninin uykuyla ilgili bölümünde bazı dalgalarda büyük artış olduğunu belirledi.

“Current Biology” dergisinde yayımlanan araştırmada, sallanmanın özellikle iki uyku evresi arasındaki süreyi arttırdığı vurgulandı.

Bir sonraki aşamada sallanmanın uyku süresini artırıp artırmayacağı ve uyuyamama hastalığının tedavisine ışık tutulup tutulamayacağının araştırılacağı belirtildi.

Devamını okumak için tıklayınız »

Suçlu 1 saatte belirlenecek!

Suçlu 1 saatte belirlenecek!

Pek çok suçluyu bulmakta vazgeçilmez olan DNA testi için artık günlerce beklemek gerekmeyecek.

RapiDNA adlı cihaz olay yerindeki DNA kalıntılarını test edip veri tabanına ileterek şüphelileri en fazla 1 saatte belirleyebilecek.

Teknolojiden kaçış yok

İngiltere’de geliştirilen yeni DNA belirleme teknolojisiyle suçlular kaçmaya bile fırsat bulamadan yakalanabilecek. Bavul büyüklüğündeki yeni taşınabilir DNA test cihazı, olay yerinde failler tarafından bırakılan kan, tükürük, deri hücrelerindeki DNA kalıntılarını kısa sürede test edebiliyor. RapiDNA adlı cihaz DNA kalıntılarını test ettikten sonra Ulusal DNA Veri Tabanı’na bağlanarak şüphelilerin 1 saatten az bir zaman içinde belirlenmesine imkan tanıyor.

3 gün süre kazandıracak

Mevcut şartlarda olay yerinden alınan DNA kalıntılarının test edilmesi en az 3 gün alıyor. Yeni teknoloji polise suçluları yeni bir suç işlemeden önce yakalamak için önemli bir zaman kazandıracak. Cihazı geliştiren LGC Forensics adlı kurumun uzmanları “RapiDNA sınır kontrollerinde birbirleriyle akraba olduğunu iddia eden insanlar, hatta felaket kurbanlarının kimliklerinin olay yerinde belirlenmesi için de kullanılabilir” dedi.  

Devamını okumak için tıklayınız »

Toplam 644 sayfa, 30. sayfa gösteriliyor.« İlk...1020...2829303132...405060...Son »