Oyun

Battlefield 1943

Battlefield 1943

Oyun dünyasında yaz ayları genelde çok durgun geçer. Bu dönemde çıkan bir iki kaliteli oyun ise iyice göze batar. Yaz sıcağında adeta bir cankurtaran görevi gören bu oyunlar sıkıntılı havayı dağıtmak konusunda son derece etkilidir. Battlefield 1943 (BF1943) işte tam da bu kategoriye sokabileceğimiz bir oyun. Her ne kadar II. Dünya Savaşı ortamından sıkılan birçok oyuncu olsa bile özellikle konu çok oyunculu online oyunlar olunca hala sıkacak birkaç kurşunumuz olduğu da bir gerçek. Hatta bu gerçeği birkaç rakamla pekiştirelim: BF1943 piyasaya çıkalı aşağı yukarı 1 ay olmasına karşın oyunda şu ana kadar tam 45 milyon frag alınmış durumda. Sanki herkes bu savaşı bekliyormuş.

PASİFİK CEHENNEMİ
BF1943 II. Dünya Savaşı’nın Pasifik cephesini konu alıyor. Yani Amerikan Ordusu ve Japon İmparatorluk Askerleri arasındaki yaptığı savaşları oynayacaksınız. Oyunda Wake Island, Guadalcanal ve Iwo Jima gibi haritalar bulunuyor. Bildiğiniz üzere bu bölgeler son derece kanlı çarpışmalara sahne olmuştu. Oyunda hem United States Marine Corps, hem de Imperial Japanese Navy için üç farklı sınıf bulunuyor: Infantryman, Rifleman ve Scout. Infantryman sınıfı hem saldırıda etkili, hem de araçları tamir edebilme yeteneğine sahip. Rifleman tam bir yakın çatışma askeri. Elinde hem bir Type-5 makineli tüfek, hem de M1 Garand saldırı tüfeği bulunuyor. Scout ise düşmanın yerini tespit etmek ve mesafeli atışlar yapmakta son derece etkili bir sınıf. Oyunun araç seçenekleri de son derece çeşitli. Elinizin altında kullanabileceğiniz dört adet araç tipi bulunuyor. Tek kişilik bombardıman uçakları, tanklar, keşif cipleri ve deniz üstü personel taşıyıcı gibi araçlar oyuna korkunç bir esneklik katıyorlar. Düşmanlarınıza karşı koyabileceğiniz bomba ya da makineli tüfek gibi ekipmanların yanında, telsizle ağır bombardıman uçakları çağırmak gibi seçenekleriniz de var. İşin ilginç kısmı bu uçakları ve hatta attıkları bombaları havada vurabiliyorsunuz. Böylece kurgulayabileceğiniz taktik imkanları daha da çoğalıyor.

GÖĞE DİKKAT
BF1943 piyasada kutulu paket oyun halinde bulunmuyor. Oyuna sadece PC, PS3, Xbox 360 için dijital dağıtım ağlarından ulaşabiliyorsunuz. Biraz önce oyunda daha şimdiden 45 milyon frag alındığını söylemiştim. Bu gerçekten çok ciddi bir başarı… BF1943 şu ana kadar Games for Windows, Xbox Live ve PlayStation Network üzerinden en hızlı satılan oyun oldu.

HITLER NEREDE?
Birkaç arkadaş bir araya gelip internetten oyun oynamak gibisi yok. Hele ki bir de oynadığınız oyun BF serisi gibi çok oyunculu seçeneklere ağırlık veren bir oyunsa, alacağınız keyif kat kat artıyor. Serinin bu bölümü de BF serisinin genel kalitesini takip etmiş. Kesinlikle kaçırmayın.

OYNANABİLİRLİK

GRAFİK

EĞLENCE

SES – MÜZİK


YAPIMCI

DICE

DAĞITICI
EA

PLATFORM

PC, PS3, XBOX 360

Devamını okumak için tıklayınız »

Wolfenstein

Wolfenstein

Eğer hala duymadıysanız bir kez daha belirtmekte fayda var. Wolfenstein FPS, yani First Person Shooter adını verdiğimiz oyun türünün ilk örneğidir. 1992 yılında, aynı zamanda Doom’un da yaratıcısı olan id Software tarafından geliştirilmiştir. Hatırlayacak olursanız seri, 2001 yılında ihtişamlı bir geri dönüş yapmış ve yeni nesil oyunculara tanıtmıştı kendini. Şimdiyse sırada Blazkowicz’in son macerası var. Heinrich Himmler ve SS, yine birtakım gizli kapaklı işler çevirmektedirler. Elbette ki işin arkasında Black Sun adlı uğursuz Nazi projesi ve süper askeri yaratma çabaları vardır. Ha, bir de Himmler, arada Kral I. Heinrich’in diriltilmesini istemektedir.

MEZAR KAZICILARI
1943 yılında Nazi İmparatorluğu altın günlerini yaşıyordu. Avrupa neredeyse Nazilerin eline geçmişti ve ordular hemen hemen hiçbir cephede durdurulamıyordu. İşte bu dönemde Nazilerin gizli ilimlere bulaştıkları söylenir. Naziler dünyanın dört bir yanında sürdürdükleri arkeolojik kazılarda geçmişe dair gizemli izler aramışlar ve bunları imparatorluklarını daha iyi koruyabilmek ve yeni anlayışlar geliştirmek adına kullanmışlardı. Esrarengiz Ubersoldat projesi de bu karanlık işlerden biriydi. Uğursuz laboratuarlarda süper askeri geliştirmek adına binlerce savaş tutuklusunun üzerinde genetik araştırmalar yapıldığı halen sıklıkla dile getirilen bir söylenti. İşte Wolfenstein tüm bu karanlık işleri konu alan sürükleyici bir FPS. Uzunca bir zamandır da bekliyorduk kendisini. Aslına bakarsanız Raven ne zaman bir oyun yapsa heyecanlandırmayı başarıyor insanı. Genelde ortalamanın üzerinde oyunlar yapan firma, artık piyasanın enköklü oyun geliştiricilerinden biri durumuna geldi. Eh, Wolfenstein da klasik bir FPS olarak  hiç de fena durmuyor hani… Oyun türlerinin iyiden iyiye iç içe girdiği günümüzde tam anlamıyla ‘katıksız’ bir FPS olarak dikkat çekiyor Wolfenstein. Düşünmeniz gereken çok fazla unsur yok. Sadece yolunuzu buluyor ve önünüze çıkanları etkileyici silahlarla düşmanınızı indiriyorsunuz. Eğer eski koridor farelerindenseniz neden bahsettiğimi gayet iyi biliyorsunuzdur. Oyun Doom 3 ve Quake 4’ün de oyun motoru olan id Tech 4’ün geliştirilmiş bir versiyonunu kullanıyor. Bu nedenle grafiklerde pek bir sıkıntı yok. Fizik modellemesini de oyun motorunun içine konuşlandırılmış olan Havok hallediyor. Ancak asıl sorunumuz yapay zekada. Oyunun oynanışı oldukça eski bir formül kullanıyor ve yapay zeka da o eski FPS’leri hatırlatıyor bize… Maalesef düşmanların zekaları pek iç açıcı değil. Takım halinde çalışamıyor, uzaktan sıktığınız silahı hiç iplemeyebiliyorlar. Bu, elbette ki hem atmosferi, hem de oyundan alınan keyfi düşürüyor. Yapımcılar da yapay zekanın bu geriliğini, düşmanlara korkunç bir HP (Health Point) vererek kapatmaya çalışmışlar. Epeyce zor ölüyor uğursuz yaratıklar. Peki, yapay zeka geriliğine kadar geleneksel davranan bu oyunun hiç mi farklı yanı yok? Bu noktada hemen, The Veil sisteminden bahsetmek gerek. The Veil oyundaki kahramanımız Blazkowicz’in zamanı yavaşlatabilmesini, zırhlı düşmanları öldürebilmesini, haritadaki çeşitli engelleri geçmesini sağlayan bir görüş sistemi. Oyuna hem eğlence, hem de esneklik katıyor. Bir diğer değişiklik ise silahlar üzerinde yapabiliyor olduğunuz geliştirme ve modifikasyonlar. Oyunda kullandığınız her bir silahı geliştirebiliyor ve çeşitli özelliklerini istediğiniz gibi değiştirebiliyorsunuz.

DİRİLER ŞEHRİ
Oyunun çok oyunculu kısmını ise tamamen ayrı bir oyun olarak değerlendirmek gerek. Hatta bu seçenekler tamamen ayrı bir firma tarafından geliştirilmiş. Endrant Stüdyoları’ndan çıkan çok oyunculu seçenekler, Team Deathmatch, Objective ve StopWatch gibi modlar bulunduruyor. Ayrıca bu seçenekler dahilinde kullanabileceğiniz üç farklı sınıf bulunuyor: Soldier (saldırı askeri), Medic (sıhhiye) ve Engineer (mühendis). Bu sınıfların hepsi de oyuna kendi ‘veil’ güçleriyle giriyorlar.

UZUN HİKAYE
Oyunun tek kişilik bölümü epeyce uzun ve severseniz sizi uzunca bir süre oyalayacaktır. Ancak hemen uyaralım, şayet oyun sayfalarımızı takip ediyorsanız, sektörün nerelere geldiğini yakından takip ediyorsunuzdur. Bu nedenle Wolfenstein’ın oldukça eski moda bir oyun olduğunu belirtelim. Eğer zaten oyun dünyası ile içli dışlı bir kişiyseniz, bir süre sonra oyundan sıkılma ihtimaliniz çok yüksek. Açıkçası uzunca bir süredir kendini Wolfenstein kadar tekrar eden bir oyun görmemiştim. Yine de özellikle boss savaşları gayet eğlenceli.

DURDURUN ZAMANI
Wolfenstein FPS tutkunlarının zaten alıp oynayacakları bir oyun. En azından geçmişe saygı için… Ancak geri kalan kitle için aynısını söyleyemeyeceğim. Birtakım yapay zeka problemleri, beklentileri karşılayamayan zayıf içerikli çok oyunculu mod ve en önemlisi fena halde iç bayan tekdüzelik zaman zaman oyunu çekilmez bir hale getirebiliyor. Yine de ajan Blazkowicz ve onca yılın hatırına bir şans verilebilir.

DURMAYINYapay zeka her ne kadar geri de olsa kalabalık geldikleri anda canınızı çıkarabiliyorlar. Kalabalık (ve aptal) düşmanlara karşı en verimli taktik onları pusuya yatıp beklemektir. Birkaç tanesini peşinize takın ve bırakın mermilerinize kafa atsınlar.

ATEŞLEYİNDüşmanları öldü zannederseniz başınıza olmadık işler açılır. Yapımcılar yapay zekayı geliştiremeyince öyle bir güçlü yapmışlar ki düşmanları, dikkatli olmazsanız tek bir düşman için temiz iki şarjörünüz gider.

KULLANINThe Veil gerçekten eğlenceli bir sistem. İşin eğlencesi bir yana postu deldirmemeniz için de kullanışlı bir araç. Mutlaka sık sık kullanın. Özellikle zamanı yavaşlatma seçeneği gayet işe yarıyor.

GELİŞTİRİNOyundaki ilişkilerinizi elbette ki silahlarla kuruyorsunuz. Bu nedenle onların güçlü olması sizin için çok önemli. Elinizde ne kadar silah varsa hepsini geliştirebiliyorsunuz. En sık kullandığınız silahları belirleyin ve onların üzerine gidin.

AVLAYINHer ne kadar içerik zayıf olsa da oyunun çok oyunculu kısmı yine de eğlenceli saatler vadediyor. Özellikle Team Deathmatch ve StopWatch oldukça eğlenceli modlar. Denemeden geçmeyin.

OYNANABİLİRLİK

GRAFİK

EĞLENCE

SES – MÜZİK

YAPIMCI
RAVEN

DAĞITICI
ACTIVISION

PLATFORM
PC, PS3, XBOX 360

Wolfenstein Devamını okumak için tıklayınız »

Need for Speed: Shift

Need for Speed: Shift

Türkiye’nin genel sorunlarından biridir ve dilimize pelesenk olmuştur: Herkes her şeyden biraz anlar ama hiç kimse bir şeyi tam olarak bilmez. Öyle ya bir musluk tamircisi aynı zamanda en sıkı futbol yorumcusudur, bıraksanız Frank Rijkaard’ı tahtından indirebilir. Öte yandan bir mimar müthiş bir opera yorumcusudur. Ona soracak olursanız son La Traviata yorumunda şef olayı batırmıştır. Oyun dünyasının en uzun soluklu serilerinden biri olan Need for Speed’in 13. oyunu olan Shift tam anlamıyla aynı sorundan dertli. Birçok şeyi aynı anda yapmaya çalışan fakat hiçbirini tam olarak kotaramayan bir oyun Shift.

ONCA YILDAN SONRA…
Baştan yanlış anlamaya mahal vermeyelim. Shift kesinlikle kötü bir oyun değil. Hatta serinin kötüye giden mekaniklerini değiştirme konusunda da hayli başarılı ancak geçmiş yıllardaki başarısını yakalamaktan da uzak. Yazının girişinde bahsettiğimiz o ‘her şeyi yapma’ hevesi oyuna başladığınız anda dikkatinizi çekiyor. Herhangi bir yarışa girdiğiniz zaman oyun sizi tıpkı bir simülasyon oyunu gibi gerçekçi bir şekilde araba sürmeye zorluyor. Virajları zamanında almak, asla yarış çizgisinden kopmamak ya da eğer seçerseniz korkunç derecede hassas vites kullanımını hesaba katmak gibi mekanikleri düşünmek zorundasınız. Buraya kadar her şey gayet mantıklı ancak aynı oyun virajları alırken aracın kıçını kaydırmanıza, rakipleri pistten dışarı atmanıza bonus  puanlar vermeye başlıyor. Bu garip sistem oyunun tümüne işlemiş durumda ve havasını tam olarak bulamamış. Oyunu tek kişi oynadığınız zaman sadece iki adet seçeneğiniz bulunuyor: Quick Race ve Career Mode (Kariyer). Quick Race’de aracınızı seçip hemen yarışa dalıyorsunuz. Kariyer seçeneği oldukça zengin bir içeriğe sahip ve 150’de fazla yarış bulunduruyor içinde. 36 farklı pistte, zamana karşı, rakiplere karşı yarışabiliyor, drifting müsabakalarına katılabiliyorsunuz. Ancak burada da şöyle ilginç bir durum var. Oyunun bir üst kısmını açmak için her şeyi bitirmek zorunda değilsiniz. Örneğin, oyuna 1. seviye araçlarla başlıyorsunuz ve 1. seviye yarışlara katılıyorsunuz. Ne var ki ikinci, üçüncü hatta dördüncü seviyeye geçmek için her şeyi tamamlamak zorunda değilsiniz. Daha birinci bölümde her şeyi bitirmeden dördüncü bölüme geçip dünya turunu açma şansınız var. Çünkü oyunda yarış kazanarak değil, yıldız sistemi ile puan kazanarak ilerliyorsunuz. Bu puan sistemi yarışı nerede bitirdiğinize bağlı olarak değil daha çok yarış içindeki küçük şeyleri yapıp yapmadığınıza göre puan veriyor size. Örneğin, belli bir hıza ulaşmış olmak, hiçbir rakibe çarpmadan yarışı tamamlamak ya da tüm virajları düzgün almış olmak gibi. Yarış içerisinde bunları tamamlarsanız tecrübe kazanmış oluyor ve daha üst seviye araçlarla, daha üst yarışları oynama hakkını elde ediyorsunuz. Bu sistem aslında oldukça güzel işliyor ve yarış heyecanını birinci olmanın dışındaki mekaniklerle de yaşatıyor. Ne var ki rakiplerinizin yapay zekası ve oyunun genel zorluğu da sizi çileden çıkarabiliyor. Eğer okuduysanız Dirt 2’deki hoşgörülü sistemi hatırlarsınız. Oyun size yarış içinde iki kez ‘geri sarma’ hakkı tanıyordu. Shift’te kesinlikle böyle bir durum söz konusu değil. Siz kan ter içinde alamadığınız o son tecrübe yıldızına ulaşmaya çalışırken rakibinizin gelip sizi son anda yoldan çıkarması tüm yarışı baştan oynamanızı zorunlu kılıyor. Siz asfalt üzerinde bin bir zorlukla aracınızı düzeltmeye çalışırken rakibinizin yağdan kıl çeker gibi aracı topladığını görmek son derece sinir bozucu. Zaten tüm rakipleri yarışmaya değil sizi yoldan çıkarmaya gelmiş gibi davranıyorlar. Bu nedenle tüm yıldızları toplamaya çalışmak tam bir işkence halini alabiliyor. Düşünsenize 10 turluk bir dayanıklılık yarışını (Endurance Race) kontrolsüz bir araç sizi duvara itti diye baştan oynamak zorunda kalmak tam bir kabus.

YAPAY ZEKA OUT!
Pekala, şansımızı bir de online’da deneyelim bakalım. Online olarak oynamak kesinlikle çok daha keyifli… Oyunun iyi işleyen eşleştirme sistemi ile kendi seviyenizde bir rakip bulmakta zorlanmıyorsunuz. Hem kafa kafaya yarışabilir, hem de bir lobi yaratarak yarışın tüm özelliklerini ve araç setlerini istediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz. Emin olun, gerçek rakiplere karşı yarışmak, yapay zekaya karşı yarışmaktan çok çok daha zevkli. Oyunda bir araç modifiye sistemi de bulunuyor ancak bu sistemin de potansiyelinden tam olarak yararlandığını söylemek oldukça güç. Aracınıza çeşitli performans kitleri, çıkartmalar satın alabiliyorsunuz ancak Gran Turismo ve Forza Motorsports gibi oyunlardan sonra Shift’te araç modifiye etmek çekirdek çitlemek gibi geliyor insana.

KOKPİTE GERİ DÖNÜYORUZ
Oyunun en can alıcı kısmı ise kesinlikle grafikleri… Aynı zamanda kokpit kamerası da geri dönüyor. Hani, ilk gördüğünüz anda öyle “Vay be!” dedirtmiyor ancak yarış hissiyatını tam olarak verebildiği kesin. Aynı şekilde sesler ve müzikler de oyunun başarılı sunumunu tamamlayan diğer unsurlar. Zaten NFS serisinin sunumla ilgili bir sıkıntısı olmamıştır hiçbir zaman.

HIZLANINShift’te oyun boyunca genellikle rakiplerinizi geçmek için değil, onlardan kaçmak için hızlanmak zorundasınız. Gerçekten de sanki yarışmaya değil, adeta size pislik yapmaya gelmiş aşağılık kişiler gibi yarışıyorlar bazen.

TAKİP EDİNYarış çizgilerinden koparsanız oyun bunu en ağır şekilde cezalandırıyor. Bazen geri kalıyor, çoğu zamansa yoldan çıkıyorsunuz. Yoldan çıkarsanız da aracınızı geri toplamak inanın ki çok zor.

TOPLAYINBunu yapmak kolay değil ancak bir yarış içinde alınabilecek bütün tecrübe yıldızlarını almaya kasın. Böylece hem oyuna eliniz alışacak, hem de daha üst seviye araçları ve yarışları açabileceksiniz.

KAÇIN
Oyunun drift yarışlarından kesinlikle uzak durun. Online de olsa, tek başınıza da oynasanız, sakın. Oyunun bu seçeneği kesinlikle çok çok kötü… Hem de sinir bozucu. Sakın bulaşmayın, olmamış.

YARIŞINYarışın ama arkadaşlarınızla birlikte. Emin olun, özellikle ilerleyen seviyelerde yapay zeka fena hile yapıyor, sinirinizi bozuyor. NFS keyfini yaşamak istiyorsanız çözüm kesinlikle online.

OYNANABİLİRLİK

GRAFİK

EĞLENCE

SES – MÜZİK

YAPIMCI
SLIGHTLY MAD STUDIOS

DAĞITICI
ELECTRONIC ARTS

PLATFORM
PC, PS3, XBOX 360, PSP

Devamını okumak için tıklayınız »

Uncharted 2: Among Thieves

Uncharted 2: Among Thieves

“Ekrana bakıp kalıyorum öyle… Bir çift şaşkın göze ve düşmüş bir çeneye sahibim şu anda… Neler olduğunu idrak etmeye çalışıyorum sadece. Uçurumdan aşağı baş aşağı sarkmış bir tren vagonunun içindeyim sanırım. Peki, nasıl geldik buraya? Nasıl çıkacağız bu metal tabutun içinden? Aman tanrım, gerçekten çok yüksekmiş burası… Sakın aşağı bakma, sakın!” İşte böyle bir giriş yapıyor Uncharted 2… Daha ne olduğunu anlamadan sille tokat hızlı bir maceranın içine atıyor sizi. Soluksuz kalıyorsunuz, şaşırıyorsunuz, heyecanlanıyorsunuz. Elbette ki size tüm bu duyguları yaşatmak için yapımcı ekip Naughty Dog korkunç bir emek harcamış. Oyunun her yanında korkunç bir detay seviyesi var. ‘İyi’yi, ‘muhteşem’den ayıran tüm unsurları bulabiliyorsunuz bu oyunda. Emin olun, geçirdiğiniz her saniyenin tadı damağınızda kalacak, daha fazlası için yalvaracaksınız. Bittiği zamansa çok ama çok üzüleceksiniz.

MARCO POLO’NUN SEYAHATLERİ
Dergimizin oyun inceleme kriterleri son derece yüksek. Dünya basınında iyi notlar almış bir oyun bu sayfalarda bizim süzgecimize takılabiliyor. Ülkemizde orijinal oyun oldukça pahalı ve değerli LOG yıldızlarını sadece hak edene vermek durumundayız. Bu düşüncenin ışığında çok rahatlıkla ilan ediyorum: Uncharted 2, LOG sayfalarına şimdiye kadar konuk olmuş en iyi oyun! Bir oyunun grafiklerinin, seslerinin ve diğer teknik detaylarının iyiliğinden söz edebilirsiniz ancak söz konusu ‘işçilik’ olduğu zaman pek az oyun bunun hakkını verebilir. Geliştirici ekip tıpkı bir saat ustası gibi tüm küçük parçaları büyük bir işçilik ile bir araya getirmiş. Ancak oyunu bir şaheser haline getiren özelliklerden en dikkat çekici olanı oyunculuk… İlginç değil mi? Öyle. Daha önce bir oyunda görmediğimiz kadar derin bir dramatik oyunculuk sergiliyor oyundaki karakterler. Başta adamımız Nathan Drake olmak üzere yaşadıkları her türlü duyguyu korkunç bir gerçekçilikte yansıtıyorlar. Böyle olunca karakterler ve hikaye ile çok daha rahat bağlantı kurabiliyorsunuz. Nathan Drake anında sempati duyacağınız müthiş bir karakter. Yan karakterler de aynı şekilde. Ben özellikle Victor Sullivan’ın delisi oldum. Uncharted 2’nin hikayesi herhangi bir Indiana Jones filminden aşağı kalır değil. Son derece sürükleyici ve iyi işlenmiş. Oyun, ünlü İtalyan tüccar Marco Polo’nun ölüm döşeğinde söylediği sözlerle açılıyor: “Gördüklerimin yarısını bile anlatmadan ölüyorum. Zaten anlatsam bile kimse inanmazdı.” Tarihe biraz ilginiz varsa Marco Polo’nun Uzak Doğu’ya yaptığı seyahatleri bilirsiniz. 1292’de Kubilay Han’ın yanından ülkesi İtalya’ya dönmek için 14 gemi ve 600 yolcu ile yola çıkan Marco Polo, bir buçuk yıl sonra hedefine varır. Fakat geriye sadece tek bir gemi ve 18 yolcu kalmıştır. Marco Polo başlarına ne geldiğini anlatsa bile gemilere ne olduğunu tam açıklayamamıştır. Bu gizemli yolculuğu temel alan bir hikayesi var Uncharted 2’nin ve daha fazla anlatıp sürprizleri kaçırmak istemiyorum. Ama oyunun ilk bölümlerinden birinin İstanbul’da geçtiğini söyleyeyim. Oyunun diyalogları ise tek kelimeyle inanılmaz. Hikayedeki ilginç noktalar zaten muhteşem müzikler ve diyaloglar ile anlatılıyor. Benim söylemek istediğim şey oyunda sessiz kalıp kendinizi yalnız hissettiğiniz bir an olmaması. Oyunun içinde öyle espriler var ki bazen ciddi anlamda gülmekten karnınıza ağrılar giriyor. Tüm bu ayrıntılar, her anı dolu, her anı heyecanlı ve her anı ilginç bir oyun yapıyor Uncharted 2’yi.

TİBET’TE YEDİ HAFTA
Oyunda aksiyon ve bulmaca çözmek bütüne dengeli bir şekilde yedirilmiş. Bu iki öğe de konu anlatımından bağımsız durmuyor. Genelde oyun durur ve konu akar. Sonra tekrar oyun başlar. Uncharted 2’de kesinlikle bu olmuyor. Bir silahlı çatışmanın içinde başınıza önemli şeyler gelebiliyor ya da konu devam ederken o sırada bulmaca çözüyor olabiliyorsunuz. Örneğin, siz bir binanın içinde askerlerle çatışırken dışarıdan bir savaş helikopteri içinde bulunduğunuz binayı deviriyor, siz de soluk soluğa oradan kaçmaya çalışıyorsunuz. Oyunun içinde bu tarz birçok sahne var ve bu anlarda oyun korkunç bir sinematografik estetik yakalıyor. Uncharted 2’nin kontrolleriyse yumuşak ve dakik. Yoğun silahlı çatışmalarda saklanmak ve nişan almak son derece rahat… Savaş alanında aklınızdakileri sorunsuzca uyguluyorsunuz. Bulmacalar ise pek zor değil. Nathan’ın ipuçlarını topladığı bir not defteri var. Bu defteri zaman zaman takip etmeniz gerekebiliyor. Kafanızı biraz çalıştırdığınız anda olayı çözüyorsunuz zaten. Oyundaki tüm bulmacalar da birbirinden zevkli.

BİRLİKTE OYNAYALIM
Oyunun çok oyunculu seçenekleri şimdiden çok konuşulmaya başladı bile. Klasik Deathmatch ve Capture the Flag gibi seçeneklerin yanında, arkadaşlarınızla omuz omuza tapınaktan altın kapmaya çalıştığınız Gold Rush gibi seçenekler de bulunuyor. Ama en güzeli iki arkadaşınızı daha yanınıza alıp ana senaryoyu baştan sona oynamak. Bu muhteşem deneyimi sevdiğiniz arkadaşlarınızla paylaşmak gibisi yok. Ancak maalesef oyunda offline çok oyunculu seçenekler yok. Geliştiriciler ekran ikiye bölündüğü zaman grafik kalitesinin düşmesi sebebiyle bu seçeneği kaldırmışlar.

BÜYÜLEYİCİ BİR MACERA
Uncharted 2’nin grafikleri ve müzikleri de muhteşem… Birbirlerini de muhteşem tamamlıyorlar. Sahnelerin müziklerle olan sunumu büyüleyici… Oyunun belki de tek kötü yanıysa bitiyor olması. Emin olun oyun bitince üzülecek ve daha fazlasını isteyeceksiniz. Oyunun devamını hepimiz bekliyoruz. Ve bir son dakika haberiyle kapatalım öyleyse yazımızı: Uncharted 3’ün yapılması kesinleşti! Ve yine PlayStation’a özel olacak.

ÇEKİNElinizi bazen tetikten çekemeyeceksiniz. Çatışmalar o denli yoğunlaşıyor ki kaçacak yer bulamıyorsunuz. Mutlaka sırtınızı verecek bir duvar bulmalı ve arkanızı sağlama almalısınız. Askerler etrafınızı fena sarıyor bazen.

ÇÖZÜNBulmacalar genelde basit çözümlere sahip olsalar da bulana kadar epeyce uğraşıyorsunuz. Cevaplar çoğu zaman Nathan’ın not defterinde, kimi zamansa tam da karşınızda oluyor. Etrafınıza her zaman dikkatli bakmalısınız.

SEÇİNOyunda aynı anda sadece iki silah taşıyabiliyorsunuz: El tabancası ve bir ağır silah. Seçimlerinizi düşman tipine göre iyi yapmak durumundasınız. Örneğin, oyunun sonlarına doğru gelen düşman tiplerine karşı en iyi çözüm Crossbow (arbalet).

BULUNOyunun çok büyük bir kısmı yolunuzu bulmaya çalışmakla geçiyor. Gidecek yer bulamazsanız mutlaka duvarlara bakın. İllaki tırmanılacak bir yerler vardır. Özellikle farklı renklerdeki çıkıntıları iyi gözleyin.

VURUNNathan’ın yumrukları hiç fena değil. Eğer düşmanlarınız yakındaysa mutlaka yumruk yumruğa girişeceksiniz demektir. Üçgen tuşuyla kaçabiliyor, Kare tuşuyla kombolara girişebiliyorsunuz.

OYNANABİLİRLİK

GRAFİK

EĞLENCE

SES – MÜZİK

YAPIMCI
NAUGHTY DOG

DAĞITICI
SONY

PLATFORM
PS3

Devamını okumak için tıklayınız »

Pro Evolution Soccer 2010

Pro Evolution Soccer 2010

Üşenmeyip geçen sene PES 2009’u incelediğimiz sayıya bir baktık ve bir yıl önce şu cümleyi kurduğumuzu gördük: “‘Olmaz’ denilen oluyor ve Pro Evoluton Soccer (PES) serisi tahtını yavaş yavaş FIFA’ya kaptırmaya başlıyor.” Artık bu cümlemizi belgelemenin zamanı resmen geldi. Ülkemizde uzunca bir süredir ‘futbol oyunu’ denince akla gelen ilk isim olan PES, bu yıl her bakımdan FIFA’nın gerisinde kalıyor. Aslına bakarsanız bir oyunu başka bir oyun üzerinden incelemek pek doğru değil ancak söz konusu olan yıllardır süren bir rekabetse ve sahada başka oyuncu yoksa, kriterlerimizi iyi olana göre belirlemek zorundayız.

KAYBETMEYE ZAMAN YOK
Yazının girişinden PES 2010’un kötü bir oyun olduğu sonucunu çıkarmış olabilirsiniz ancak değil. PES 2010 iyi bir oyun ve geçen seneki oyuna göre oyun mekaniklerinde bariz gelişme var. Bununla birlikte oyunun vasat sınıfına girmesini sağlayan ise FIFA 10’un çok iyi olması. Öncelikle PES 2009’a göre top kontrolü gözle görülür şekilde düzelmiş. Fakat PES 2010’un yanına, FIFA 10’u koyduğumuz zaman gerçek göz önüne çıkıyor. Sanırım bu durumu en iyi şu şekilde tanımlayabiliriz: FIFA 10’un 360o’lik oyuncu kontrolünün yanında PES kontrolleri, oyuncunun saha üzerinde belli yerlere serpilmiş raylar üzerinde hareket ettiğini hissettiriyor size. Bir önceki konsol neslinde yine PES ile yakalamış olduğumuz o serbestlik hissiyatı, yerini fena halde çizgisel oynanışa bırakmış durumda. Ve bugün FIFA oyuncu ve top kontrolünde bu denli başarılı olmasaydı, muhtemelen o serbestlik hissiyatı hala orada olacaktı. PES’in bundan önceki oyunlarından analog çubuk ile top kontrolü fevkalade zordu. Bunun nedeni futbolcunun hareket edebileceği yönün 8 ile sınırlı olmasıydı. Bir başka deyişle gamepad üzerinde dijital tuşları kullandığınız zaman oyunu daha rahat kontrol ediyordunuz. PES 2010’da bu durum değişmiş ancak FIFA’daki akıcılık kesinlikle yok, sadece saha üzerindeki raylar fazlalaşmış ve futbolcunun hareketleneceği açılar sıklaştırılmış. Sırf bu nedenle kısa driplinglerde topu çok sık kaybediyorsunuz. Tamam, elbette ki bir futbolcu topla depara kalktığı zaman top kontrolü zayıflar ancak en azından yönünü kolayca değiştirebilir. Oyun mekaniklerinin aynı şablon üzerinden geliştirilmiş olması sadece var olan problemlerin üzerine bir astar boya atıldığını gösteriyor bize, kırık olan kısımlar derinlerde bir yerde aynı şekilde duruyor. Yine aynı şekilde futbolcuların hızlanıp yavaşlaması, topsuz alanda pozisyon almaları ve toplu hücum / defans gibi özellikler FIFA’nın yanında fena halde sırıtıyor. Bir şekilde FIFA’nın üzerine oynadığınız zaman kendinizi bal yapmayan arı gibi hissediyorsunuz. İsterseniz gelin, genel oyun yapısındaki aksaklıkları FIFA 10’un iyi yaptığı şeyler üzerinden konuşalım. FIFA 10’da topu kaleciden açtığınız andan itibaren taktik ekranında uyguladığınız sistemin saha içinde birebir uygulandığını görüyorsunuz. Bunun en büyük sebebi oyunun fevkalade akıcı olması. Futbolcular, her yöne hareket edebiliyor ve son derece ince paslar atabiliyorlar. Örneğin, PES’te L1 + Üçgen tuş kombinasyonu ile havadan ara pası attığınız zaman topun ne zaman sizin önünüzde, ne zaman rakipte kalacağı her zaman bellidir. Ne var ki FIFA 10 oyun mekaniklerinde öyle bir rastlantısallık yakalamış ki ne zaman neyin olacağını her zaman kestiremiyorsunuz. PES 2010’da kalıp ataklar üzerinden giderken, FIFA 10’un akıcı oyun sistemi ve futbolcuların korkunç gerçekçi fizik modellemesi sayesinde kafanızdaki oyun şablonunu sahaya yansıtabiliyorsunuz.

TAKIM OYUNU
PES 2010’un en büyük yenilikleri oyuncu kartları ve Takım Stili (Team Style). Önceden, özellikle Master League gibi uzun maratonlarda ilk 11’i en iyi şekilde çıkarabilmek için her oyuncunun özellikleri üzerine uzun uzun çalışmanız gerekirdi. Onun yerine her oyuncunun en iyi özelliklerini belirten ve kısa yoldan taktik yapmanızı sağlayan oyuncu kartları bulunuyor. Takım Stili ise takımınızın bir bütün halinde ne şekilde hareket edeceğini belirliyor. Önceki oyunlardaki Takım Stratejisi (Team Strategy) özelliklerine ek olarak hangi pozisyonlarda takımınızın ne şekilde hareket edeceğini kısa yoldan belirleyebiliyorsunuz.

ŞAMPİYONLAR LİGİ
PES 2010’un FIFA 10’a üstün geldiği belki de tek yer Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi’nin lisanslarını elinde tutuyor olması. Her iki oyun modu da Master League içine konulmuş durumda. Elbette ki istediğiniz takımı seçip direkt olarak da oynayabiliyorsunuz. Geçen sene en çok eleştirdiğimiz noktalardan birisi Konami’nin koca Şampiyonlar Ligi’nin lisansını alıp bu futbol şölenini adam gibi sunamamasıydı. Oyun bu sene sunum açısından çok daha başarılı ve ortamın atmosferini daha iyi yansıtıyor. Tek bir futbolcunun kariyerini kontrol ettiğiniz Become a Legend seçeneğinde ise fazla bir geliştirme yok ama söylemeden edemeyeceğim: FIFA’nın Be a Pro seçeneği oyunun hemen hemen tüm modlarında kullanılabilirken, PES’in Become a Legend modu öksüz çocuk gibi yapayalnız bırakılmış.

BİR ZAMANLAR KARTALDIK

Açıkçası Konami’nin oldukça yoğun çalıştığı belli oluyor eksikleri gidermek için ancak EA’in Kanada ofisi öyle bir FIFA çıkarttı ki bu sene karşımıza, seneye durumu düzeltmek için Konami’nin sil baştan yapmak dışında pek bir çaresi kalmadı. Ey futbol oyunu tutkunları size kesin ve net bir dille sesleniyoruz: Bu yıl eğer bir futbol oyunu tercih edecekseniz o oyun kesinlikle FIFA 2010 olmalı.

POZİSYON
Sahada pozisyon almak her zamankinden daha önemli bir hale gelmiş. Topla oyun kadar topsuz alandaki oyun da son derece önemli. Bunu en verimli şekilde organize etmek için takım stilinizi belirleyin (Team Style).

SÜRÜŞ
Top sürmek kolay değil. Futbolcuların hareket edeceği yön sayısı sıklaştırılmış ve ayakta top tutmak zorlaşmış. Açık gördüğünüz alanlara doğru driplingler yapmanız şart ancak uzun deparlarda topu büyük oranda kaybediyorsunuz.

UZUN PASLAR
Uzun pas mekanikleri büyük bir değişim göstermiş. Oyuna alışana kadar attığınız uzun pasların çoğunun gitmediğini göreceksiniz. Artık uzun top şişirmek için topa daha güçlü vurmak zorundasınız.

ORTA SAHA
Hücum emri verdiğiniz orta saha oyuncularına dikkat edin. Kanatlardan bindirme yapan oyuncular alan boşaltıyorlar ve topu kaybettiğiniz anda kontratak yiyorsunuz. Bekleriniz kesinlikle çok hızlı olmak zorunda.

KISA PASLAR
Hızlı atağa kalkarken attığınız kısa pasların zaman zaman yerine ulaşmadığını göreceksiniz. Hızlı bir şekilde atağa kalkmaya çalışırken X yerine Üçgen tuşunu kullanın. Bu şekilde attığınız paslar oyuncunun gerisine düşmeyecektir.

OYNANABİLİRLİK

GRAFİK

EĞLENCE

SES – MÜZİK

YAPIMCI
KONAMI

DAĞITICI
KONAMI

PLATFORM
PS3, XBOX 360, Wii, PC, PSP, PS2

Devamını okumak için tıklayınız »

Metroid Prime Trilogy

Metroid Prime Trilogy

Uzunca bir zamandır galakside yaratık avlayan ödül avcısı Samus Aran ile 1994 yılında, Super Nintendo Entertainment System platformunda tanışmıştık. İlk Metroid basit bir platform oyunu değil, saksıyı da çalıştırmanızın gerektiği bulmacalar ile aksiyonu dengeli bir şekilde harmanlayan rafine bir oyundu. 2002 yılına geldiğimiz zaman Retro Studios ve Nintendo iş birliğiyle tanıştığımız Metroid Prime herkesin ağzını açık bıraktı. Öyle ki oyun, basından 90 aşağı notlar almadı. Geliştirici Retro Studios ilk Metroid oyunlarını o kadar iyi analiz edip üçüncü boyuta aktarmıştı ki ortaya çıkan oyun tam bir klasik olmuştu. Haliyle ardından devamı geldi…

GENİŞ BİR DÜNYA
GameCube platformuna çıkan Metroid Prime ve Metroid Prime 2: Echoes hem sunum, hem de oynanabilirlik olarak ciddi anlamda bir çığır açmış, FPS (First Person Shooter) oyunlarının sadece adam vurmaktan ibaret olmadığını göstermişti. Oyunun içine yedirilmiş olan bulmacalar son derece yaratıcıydı ve oynanış olarak çeşitliliği sağlıyordu. Haritalar geniş ve yol bulmak pek de kolay değildi. Bu nedenle çok dikkatli oynamanız gerekiyordu. Ayrıca boss savaşları da oldukça ilginçti. Her bir boss’un zayıf noktasını tespit edip ona göre stratejiler kurmalıydınız. Ardından Wii için yapılan Metroid Prime 3: Corruption geldi. Serinin genel kalitesini hiç bozmayan oyun, üzerine bir de Wii kontrollerini ekliyordu. Gerçekten de hareket algılayıcı WiiMote, oyuna o kadar oturmuştu ki, ‘keşke’ dedik, ‘keşke, diğer iki Metroid oyununu da bu şekilde oynayabilsek…’ Ve işte dileğimiz gerçek oldu ve Nintendo muhteşem bir setle bizi selamladı. Elbette ki yukarıda anlattıklarımızın hepsi bu paketteki oyunlar için de geçerli. Aynı kalite  ve aynı sürükleyicilik devam ediyor. Peki, fark ne? İşte, paketin asıl sürprizi de burada yatıyor. Metroid Prime 3: Corruption’ın yanında diğer iki oyun da WiiMote kontrollerine uyarlanmışlar.

ZORLU DÜŞMANLAR
Seri ile ilgili genel olarak oyuncuların şikayet ettiği konu ise bazı boss savaşlarının gereğinden fazla zorladığıydı. Kesinlikle bu konuya hak veriyoruz. Özellikle ikinci oyundaki savaşlar zorluğuyla saç baş yoldurabiliyordu. Yapımcılar bu şikayetlere kulak vermişler ve bu pakette zorluk seviyesini makul bir düzeye indirmişler. Daha keyifli, daha sıkmayan bir deneyim olmuş haliyle.

SON ŞANS
Nintendo Wii sahibi olanlara duyurulur. Asla kaçırılmayacak bir fırsat bu… Hem oyun tarihinin en iyi serilerinden birine sahip olmak, hem de o seriyi gelişmiş kontrollerle oynayabilmek için bu belki de son şansınız. Eğer diğer iki oyuna sahipseniz bile, sadece yeni kontrollerle oynamak için bile edinebilirsiniz.

OYNANABİLİRLİK

GRAFİK

EĞLENCE

SES – MÜZİK

YAPIMCI
RETRO STUDIOS

DAĞITICI
NINTENDO

PLATFORM
Wii

Devamını okumak için tıklayınız »

Guitar Hero 5

Guitar Hero 5

Sonbahar her zaman için video oyunlarının en gözde olduğu mevsim olmuştur. Hava yavaş yavaş soğumaya başlamış ve insanlar sıcak evlerinde eğlenmeyi tercih etmeye başlamışlardır. Guitar Hero’nun yapımcı şirketi Neversoft da aşağı yukarı aynı düşünceler içine girmiş olacak ki oyunun şarkı listesini bile sonbahara göre seçmiş. Deri ceketlerimizi, metal bileziklerimizi ve sert ifadelerimizi bırakma zamanı gelmiş anlaşılan çünkü Guitar Hero 5 ile birlikte daha naif bir müzik türü olan grunge’a geçiş yapıyoruz. Eh, en büyük numaralarından biri Kurt Cobain olan bir oyuna da başka türlü yaklaşamazdık sanırım.

PENALAR NEREDE?
Oynanış genel olarak aynı. Ritmi tutturmaya çalışarak en yüksek skoru tutturmaya ve izleyicilerinizi coşturmaya çalışıyorsunuz. Ancak Neversoft gayet yerinde değişiklikler yapmış. Hatırlayacak olursanız World Tour’da bir grup olabilmek için herkesin başka bir enstrümanı çalması gerekiyordu. Bu kez isteyen istediği enstrümanla şarkıya dahil olabiliyor, tabii ki dört kişi olmak şartıyla. Ayrıca grup elemanları tarafından paylaşılan Star Power’dan artık herkes istediği gibi yararlanabiliyor çünkü artık herkesin kendi Star Meter’ı var. Band Moments ise şimdiye kadar gördüğümüz en heyecan verici Guitar Hero 5 yeniliklerinden biri olmuş. Çaldığınız şarkıların belli bölümlerinde grup olarak uyum içinde çalmanız gereken sekanslar giriyor, bu bölümlerde tempo inanılmaz derecede yükseliyor. Diyelim ki grup üyelerinden biri bu stresi kaldıramadı ve fena halde çuvallıyor. O halde grubun geri kalan ‘sağlam’ üyeleri ekstra efor harcayarak seyircinin o an yuhalamakta olduğu elemanı geri getirmeye çalışabiliyorlar. Bu yeni mekaniğin adıysa Band Revival. Geldik oyunun en önemli yeniliğine: Challenges. Oyundaki hemen her şarkının içinde o şarkıya özel bir sekans bulunuyor. Bu sekanslar şarkıdan şarkıya göre değişiklik gösteriyorlar. Örneğin, bir şarkının içinde vokalin bağırdığı bir yeri hatasız şekilde söylemek ya da bir gitar solosunu hatasız atabilmek gibi zorluklar sık sık karşınıza çıkabiliyor. Bu sekansları üç farklı şekilde tamamlayabiliyorsunuz: Gold, Platinum ve Diamond. (Müzikseverler bu üç bitirme şeklinin, albüm satışlarının çokluğuna göre kategorizasyon sağlayan terimlerden geldiğini anlamışlardır.) Bu sekanslar oyuna heyecan kattığı gibi, temponun asla düşmemesini de sağlıyor. Şimdiye kadar dikkat çektiğimiz yeniliklerin tümü de oyunun içine yedirilmiş mekaniklerdi. Sırada iki yeni oyun modumuz var. Bunlardan ilki Party Mode… Bu seçenek ile bir Grind House  havası yakalamanız mümkün çünkü oyunun bu kısmı son derece laçka. Nasıl mı? Bu seçenekte oynarken, oyuna istediğiniz yerde girip çıkabiliyorsunuz. Hatta zorluk derecesini bile bir şarkıya başladıktan sonra değiştirebiliyorsunuz. Party Mode’u gerçekten de bir parti sırasında denemenizi tavsiye ediyoruz. Oyunun asıl keyfinin ortaya çıktığı mod ise RockFest. Bu mod altında tam altı tane yeni oyun stili bulunuyor. Dört kişi offline, sekiz kişi online destekleyen bu seçenek altındaki yenilikler ise şöyle… Momentum: Yirmi nota üst üste basarsanız bir üst zorluk seviyesine geçer ve daha fazla puan almaya başlarsınız fakat üç nota üst üste yanlış bastığınız anda bir alt zorluk seviyesine düşersiniz. Streakers: Ne kadar üst üste nota basarsanız o kadar çok puan alırsınız. Perfectionist: Çaldığınız şarkının her bir bölümünü kaç yüzde ile çaldığınıza bağlı olarak puanınız artar ya da azalır. Do or Die: Şarkının bir bölümünde üç nota kaçırırsanız, o şarkının bir sonraki bölümünü beklemek zorunda kalırsınız. Elimination: Her 30 saniyede bir en az skora sahip oyuncu elenir. Pro Face-off: En çok puan alan kazanır. Bu yeni seçenekler ve mekanikler oyuna dinamizm katmış. Bildik Guitar  Hero özelliklerinin her birine yeni bir sürpriz eklenmiş.

AMFİYİ ISITIN!
Hatırlayacak olursanız World Tour’un en can sıkıcı yanlarından biri online olarak oynarken bir lobi içinde oyun seçeneklerinin değişmemesiydi. Yani lobi içerisinde hangi oyun modunda oynayacağımızı belirleyemiyor, lobiden çıkıp ayarları yenilememiz gerekiyordu. Guitar Hero 5’te buna bir son verilmiş. Artık lobi içerisinde istediğimiz oyun türünü seçebiliyoruz. Diğer bir yandan World Tour’un tüm indirilebilir içeriği de Guitar Hero 5 ile tam uyumlu. Online olduğunuzda indirmeyi unutmayın.

TEKRAR SAHNEYE ÇIKIYORUZ
Oyunda 83 farklı sanatçıdan tam 85 adet parça bulunuyor. Bunlardan en dikkat çekenleriyse, David Bowie, Bush, Garbage, Nirvana, Beastie Boys, Arctic Monkeys, Keiser Chiefs, 3 Doors Down, A Perfect Circle ve Smashing Pumpkins. Tüm bu gruplara karşılık sert müzik sevenler de unutulmamış: Children of Bodom, Megadeth, Iron Maiden, Rammstein, Mötley Crüe gibi gruplar da headbangerlar için hazır.

DENEME BİR ‘Kİ… SES…
Guitar Hero bizim her zaman için keyifle oynadığımız bir seri oldu. Oyunun bu beşinci bölümü de buna bir istisna teşkil etmiyor. Oyun hala son derece eğlenceli. Yeni eklenen özelliklerle daha da eğlenceli ve heyecan verici bir hale gelmiş. Daha heyecanlı, daha tempolu bir oyun tecrübesi sunuyor bize Guitar Hero 5. Oyunun en iyi sürprizlerinden birini sona bıraktım: Oyuna başlar başlamaz tüm şarkılar açık! Daha ne duruyorsunuz? Sahne sizi çağırıyor.

YORULMAYINGuitar Hero her zaman için yorucu bir oyun oldu. Eğer üç parçadan fazlasını çalacaksanız mutlaka parmaklarınızı ısıtın. Bu hem oyunda daha başarılı olmanızı, hem de daha geç yorulmanızı sağlayacak.

SEÇİNEvde parti veriyorsanız oyunun Party Mode’unu, yok eğer ‘daha ciddi bir oyun seansı istiyorum’ diyorsanız RockFest’i öneriyoruz. Her ikisinde de eğlence garanti. Biz RockFest’i daha çok sevdik ama…

BAKINYeni özellikler oyuna can katmışlar. Serinin önceki oyunlarında bir süreden sonra aynı şarkıları çalmaktan sıkılıyorduk ama bu kez o şarkıların içine öyle mekanikler yapılmış ki yüzlerce kere sıkılmadan çalabilirsiniz.

GELİŞTİRİNÖzellikle Momentum seçeneği kendinizi geliştirebilmeniz açısından son derece yararlı. Yirmi notayı art arda bastığınız anda kendinizi bir üst zorluk seviyesinde buluyorsunuz. Olasılıkla da hop diye aşağı düşüveriyorsunuz.

OYNAYINMutlaka online oynayın. Sadece offline modlarına takıldıysanız çok şey kaçırıyorsunuz demektir çünkü Guitar Hero’nun asıl eğlencesi online alemlerde yaşanıyor. Ayrıca sunucularda iyi bir eşleştirme sistemi var.

OYNANABİLİRLİK

GRAFİK

EĞLENCE

SES – MÜZİK

YAPIMCI
NEVERSOFT

DAĞITICI
ACTIVISION

PLATFORM
PS3, XBOX 360, Wii, PS2

Devamını okumak için tıklayınız »

Tekken 6

Tekken 6

Dövüş oyunlarına derinlik katan ilk oyunlardan biridir Tekken. Bundan 15 yıl kadar önce ilk gördüğümüz zaman gözlerimize inanamamıştık. O tarihe kadar dövüş oyunları hep iki boyutlu olmuştu. Grafikler de, oynanış da iki boyutluydu. Tekken, dövüş oyunları kanunlarını baştan yazarak türe yepyeni bir soluk getirdi. Herkesin alışkanlıklarını değiştirdi ve ezber bozdu. Özellikle karakterleri ve hikayesiyle de kendinden söz ettiriyordu. İlk iki oyun gayet başarılı olunca doğal olarak devamı geldi. Bizce serinin asıl patlamasını yaptığı olan Tekken 3’ten sonra da oyun konsollarında da tam bir Tekken manyaklığı yaşanmaya başladı. Yazımızın konusu olan serinin altıncı oyunuysa son nesil konsollarımıza gelen ilk Tekken oyunu…

GAMEPAD ESKİTMENİN EN EĞLENCELİ YOLU
Baştan peşinen söyleyelim, dövüş oyunlarıyla aranız yoksa, hatta daha önce hayatınızda dövüş oyunu oynamamış olsanız bile bu yazıyı okumalısınız. Tekken 6 başka bir oyun olmuş çünkü. Oyunun son derece güçlü bir içeriği var ve bu güçlü içeriğe tam 40 oynanabilir karakter eşlik ediyor. Yanlış hatırlamıyorsak bu, şimdiye kadar bir dövüş oyunundaki en kalabalık karakter grubu olsa gerek. Tekken serisinin geçmişinden dönüş yapan 34 karaktere ek olarak 6 yeni karakterimiz var. Serinin güçlü yanlarından biri burada bir kez daha ortaya çıkıyor çünkü bunca karakterin hiçbiri birbirinin benzeri ya da duplikasyonu değil. Tüm karakterlerin çerçevesi, dövüş stilinden, arka plan hikayesine kadar özenle çizilmiş. Neyse… Bir heyecanla karakterlerden bahsederek girdik yazıya ama Tekken serisinin yıllardır devam eden bir de hikayesi var tabii ki… Bildiğiniz üzere Jin Kazama en son Mishima Zaibatsu’nun kontrolünü ele geçirip büyükbabası Heihachi’yi bir rokete bağlamış ve uzaya göndermişti. Damarlarında dolanan Oni (Şeytan) kanına daha fazla direnemeyen Jin, Mishima Zaibatsu’nun tüm askeri gücünü kullanarak yeryüzündeki tüm devletlere savaş açar, hatta uzaydaki kolonilere bile… Jin, kontrol ettiği müthiş güçle durdurulamayacak gibi dururken sürpriz bir isim ona karşı durur: Kazuya Mishima ve görünüşe bakılırsa Kazuya, yani Jin’in öz babası, bunu yapabilecek tek kişidir. Jin de bu meydan okumayı kabul eder ve Tekken’i duyurur. Dövüşler bildiğiniz Tekken kalitesinde, değişen bir şey yok. İki yumruk, iki de tekme tuşu bulunuyor. Bunları yön tuşları ile kombine ederek uzun kombolar çıkartabiliyorsunuz. Buna karşılık güreş ve judo gibi disiplinlerden gelen dövüşçülerde (King ve Marduk gibi) rakibinizi yakalayarak dövüşmeniz gerekiyor. Yani daha önce bir Tekken oyunu oynadıysanız hiç yabancılık çekmeyeceksiniz. Fakat oyunu ilk kez oynayacaksanız ilk önce biraz pratik yapmanızı şiddetle öneriyoruz. Oyunun bunun için detaylı bir alıştırma bölümü bulunuyor. Dövüşlerde gördüğümüz en büyük yenilik ise Rage sistemi. Hani, dövüş filmlerinde başkarakter tam yenileceği sırada gaza gelir ve rakibini pataklar ya… Tam da öyle bir mekanik koymuşlar oyunun içine. Enerjiniz bitmek üzereyken, tam yenileceğiniz sırada enerji barınız kıpkırmızı parlamaya başlıyor ve Rage (öfke) moduna geçiyorsunuz. Bu sırada karakteriniz her zamankinden daha güçlü vurmaya başlıyor ve kaybetmek üzere olduğunuz maçı bu şekilde çevirmeye çalışıyorsunuz. Son derece hoş ve yerinde düşünülmüş bir değişiklik.

TAKIN TAKIŞTIRIN
Oyunun bir diğer yeniliği ise kişiselleştirmenin tam anlamıyla abartılmış olması. Oyundaki tüm karakterlerin kostümleriyle baştan aşağı oynayabileceğiniz gibi, kendiniz de sıfırdan bir karakter yaratıp tüm özelliklerini belirleyebiliyorsunuz. Dövüş stilinden, dövmesine kadar her türlü unsura karar verip tamamen kendinize özel bir dövüşçü yaratabiliyorsunuz. Yarattığınız tüm bu karakterleri online maçlarda da kullanabiliyorsunuz. Bu arada yeri gelmişken oyunun, karşılıklı online olarak oynanabilecek modları olduğunu da belirtelim. Oyunun hikaye modu (Story Mode) ise daha önce görmüş olduklarımızdan biraz farklı. Bu modu tek bir karakterin kontrolünü alarak bir harita üzerinde üçüncü kişi kamerasından görünen bir aksiyon oyunu gibi oynuyoruz. Karşımıza boss çıktığı zamansa oyun klasik Tekken’e dönüyor.

İÇİNE ÇEKİYOR
Tekken 6 tek kelimeyle inanılmaz görünüyor. Karakter modellemeleri son derece detaylı, animasyonlar yumuşak. Karakterler arka plan üzerinde kesinlikle sırıtmıyor. Asıl dövüş alanlarını gördüğünüz zaman ağzınız açık kalacak çünkü her taraftan detay fışkırıyor. Arenaların tümü de hasar görüp deforme olabiliyor. Etrafta ne varsa kırılıp dökülebiliyor. Dinamik ve tepki veren bir ortamda dövüşmekse zaten eğlenceli olan oyunu daha da eğlenceli kılıyor haliyle.

YEPYENİ BİR DENEYİM
Dopdolu içeriği, yepyeni karakterleri ve ortamları ile Tekken 6 kesinlikle yeni takıntınız olacak. Namco bu noktadan sonra belli ki durmayacak ve oyuna indirilebilir içerik sağlamaya başlayacak. Aldığımız ilk duyum ise oyunun hikaye moduna getirilecek olan bir online co-op modu. Şimdi gidip idmanlarınızı yapmaya başlayın ve online kapışmalar başlayınca dayak yiyen siz olmayın…

KORUNUNRakibinizi önce durdurup sonra vurmak önemli bir taktik çünkü her kestiğiniz kombodan sonra rakibiniz büyük açıklar veriyor. Önce bırakın rakibiniz size dalsın. Ama hangi yükseklikten korunacağınıza çok dikkat etmeniz gerekiyor.

ÖĞRENİNHer karakterin önemli hareketleri ve komboları var. Bunları öğrenmeden asla iyi bir dövüşçü olamazsınız. Hatta tek bir dövüşçüyü seçip kendi tarzınızı bile yaratabilirsiniz. Tekken’in dövüş mekanikleri o derece esnek.

TAKIŞTIRINKarakterlerin dış görünümleriyle uğraşmak son derece eğlenceli. Kıyafetler, takılar, dövmeler derken bir kaptırdınız mı aynen gidiyorsunuz. Aynı şekilde kendi yarattığınız karakterleri de online olarak kullanabilmek hoş bir ayrıntı.

KAÇINDövüşlerde üçüncü boyutu kullanmak alışması zor ancak son derece etkili bir taktik. Özellikle rakibin seri kombolarından kaçınabilmek ve ardından rakibin büyük boşluklarını yakalamak bu şekilde mümkün oluyor.

TANIYINOyundaki her rakibi tanıyın. Her karakter potansiyel bir rakiptir. Bu nedenle dövüş stillerini kafanızda gruplamaya gayret edin. Bunu yapmak pek de zor değil ancak özellikle online turnuvalarda çok işinize yarayacaktır.

OYNANABİLİRLİK

GRAFİK

EĞLENCE

SES – MÜZİK

YAPIMCI
NAMCO BANDAI

DAĞITICI
NAMCO BANDAI

PLATFORM
PS3, XBOX 360, PSP

Devamını okumak için tıklayınız »

Assassin’s Creed II

Assassin’s Creed II

İlk Assassin’s Creed, belki de bir oyun için yapılan en ilginç reklam kampanyasına sahipti. Daha oyun çıkmadan gösterilen videolarda, Haçlı seferleri döneminde, dinlerin birbiriyle olan çatışmalarının fon oluşturduğu bir düzlemde Kudüs, Şam ve Masyaf dolaylarında geçen oyunda Altair adlı bir suikastçıyı canlandırıyorduk. Ne var ki yüzlerce yıl geçmişte geçen oyunun tanıtım videolarında ara sıra ekrana düşen kodlar ve geleceğe dair tasarımları gösteren tuhaf şekiller merakımızı körüklüyordu. Öyle ya, neden Orta Çağ’da geçen bir oyunda geleceğe ait birtakım temalar olsundu ki? Sonradan öğrendik ki biz sadece Altair’i değil, Animus adlı teknolojiyi kullanarak bilim adamları tarafından geçmişe yollanan Desmond’ı da yönetiyorduk. Ne var ki ilk Assassin’s Creed muhteşem bir konsepte sahip olmasına karşın, bunu kötü ve tekrar eden bir oyun yapısı ile harcıyordu. Özellikle de bol sürpriz beklediğiniz senaryo çok dağınık ve anlaşılmaz bir şekilde işlenerek hevesinizi kursağınızda bırakıyordu. Fakat anladık ki ilk oyun tamamen bizi ikinci oyuna hazırlamış.

SUİKASTÇININ RÖNESANS REHBERİ
Assassin’s Creed II, ilkinin üzerine katbekat fazlasını eklemiş, üzerine ilk oyunda sevilen ne varsa daha da iyi bir hale getirmiş. Assassin’s Creed II aslında ilk Assassin’s Creed’in bittiği yerden başlıyor ve Desmond ile Lucy, laboratuvardan kaçıp yakınlardaki bir sığınağa yerleşiyorlar. Burada yeni bir ekip toplanmış durumda ve asıl sürpriz ise burada görünüyor: Animus 2.0! Oyunun başından, yeni Animus’a kadar senaryo hakkında epeyce bir bilgi sahibi oluyoruz. Ve emin olun ilkinden çok daha net ve sürükleyici bir anlatımla karşı karşıyayız. Animus’a girdikten sonra asıl oyun başlıyor elbette ki. (Bu arada bilmeyenler için söyleyelim, Animus bir gen okuma cihazı. Deneğin genlerinden atalarının anılarını okuyabiliyor.) 15. yüzyılın sonları, 16. yüzyılın başlarındayız. İlk oyundan yaklaşık 300 yıl sonrası ve Rönesans dönemi… Altair’in direkt olarak soyundan gelen ve soylu bir ailenin oğlu olan Ezio Auditore da Firenze’yi canlandırıyoruz. Ezio’nun babası Giovanni soylu bir adam, hali vakti yerinde bir banker ama gizli bir suikastçı aynı zamanda. Oyuna başladığımızda Ezio, suikastçı olmakla uzaktan yakından bir alakası olmayan masum bir genç adam sadece. Ancak onu acımasız bir suikastçı olmaya yönlendiren olaylar silsilesini oynamaya başladıkça ve başına gelenleri gördükçe oyunu asla bırakamayacaksınız. (Senaryonun bundan sonrasını anlatmak sürprizi bozmak olacağı için en iyisi susmak…) Kontroller aslında ilk oyunla benzerlikler taşıyor ancak oyun içindeki çeşitlilik inanılmaz artmış durumda. Yeni eklenen silahların ve bunların kullanımlarının oyunu oldukça esnekleştirdiğini belirtelim. Örneğin, artık aynı anda iki kişiyi öldürebiliyoruz. Altair’in tek bir elinde saklı olan bıçaklardan Ezio’da iki tane var. Ya da düşmanın silahını alıp ona karşı kullanabiliyoruz. Ancak en önemlisi barut keşfedilmiş ve Ezio da bunun farkında. Kolunun altında değişik bir mekanizma ile çalışan bir tabanca bulunduruyor. Özellikle uzaktan iş bitirmek istediğiniz zaman sıklıkla başvuracaksınız. Düşmanı direkt olarak öldürmeyen silahlar da bulunuyor. Bunlardan en ilginci küçük bir şırınga içinde taşıdığınız zehir. Kalabalık bir grup içinde bir düşmana çaktırmadan enjekte ettiğiniz zehir, kullandığınız kişiyi yavaş yavaş delirtmeye başlıyor. Elindeki silahı amaçsızca etrafındakilere sallamaya başlıyor ve bir süre sonra kendiliğinden yere yığılıyor. Karışıklık çıkarmak istediğiniz zaman çok işinize yarıyor bu taktik. Kısacası bir suikastçı olduğunuzu çok daha fazla hissediyorsunuz Assassin’s Creed II’de.

KALABALIĞA KARIŞMAK
İlk oyundaki en büyük şikayetlerimizden biri korkunç bir güzellikte çizilmiş şehirlerde neredeyse yapacak hiçbir şey olmamasıydı. Kalabalık ve büyük şehirlerde sadece hedefimizi bulmaya ve öldürmeye çalışıyorduk. Assassin’s Creed II’de ise kocaman şehirlerde yapacak tonla şey var ve bu hem sizi oyuna daha çok bağlıyor, hem de oyun süresini uzatıyor. Kimi zaman çatılarda yarışmak için birileri size meydan okuyacak, kimi zaman saklı nesneleri bulmaya çalışacaksınız. Hatta ve hatta esnaf olup bir şehrin kalkınmasına katkınız bile olabilecek. Bu sayede para da kazanabileceksiniz. Kazandığınız paralarıysa yeni ekipman satın alabilmek için kullanıyorsunuz. Tüm bunlar oyunun içine daha fazla girmenizi sağlıyor.

SANAT YÖNETİMİ
Oynanabilirliğin son derece esnek olmasının yanında bir diğer güzellik var ki üzerine sayfalarca yazı yazılabilir. Daha önce içinde bulunduğunuz dönemin havasına sizi bu kadar sokabilen bir oyun görmemiştim. Oyunun sanat yönetimi inanılmayacak kadar başarılı. Örneğin, eviniz için satın aldığınız her tablonun ne zaman ve ne amaçla çizildiğini öğrenebiliyorsunuz. Sadece bu kadar da değil; dönemin mimarisinden, tarihine kadar tonla şey öğreniyorsunuz. Önemli tarihi karakterlerin karşınıza çıkıyor olması da cabası. (Genç ve heyecanlı Da Vinci ile karşılaşmak içlerinden en ilginciydi sanırım.) Oyunu bitirdikten sonra Rönesans dönemi üzerine bir lisans tezi yazabilecek kadar bilgilenmiş oluyorsunuz.

SONUNA KADAR GİTMEK…
Müzikler ilk oyunda olduğu gibi Jesper Kyd tarafından bestelenmiş ve hem dönemin atmosferini yansıtmakta, hem de aksiyon sahnelerini ifade etmekte çok başarılı. Oyunun asıl bombası ise kesinlikle en sonda saklı. Assassin’s Creed II öyle büyük bir sürprizle bitiyor ki uzunca bir süre etkisi altında kalacağınıza eminiz. Kesinlikle bitirmeden başından kalkmayın. Sanırız zaten kalkamayacaksınız.

BAKIN
Etrafa iyice bakın. Çevrenizdeki herkesten ve her şeyden haberdar olmak zorundasınız. Nereden kaçabiliyorsunuz, düşmanlar nerede duruyorlar ya da devriye rotaları ne… Tüm bu konulara hakim olarak oyundan daha fazla keyif alabilirsiniz.

KULLANIN
Tüm silahlarınızı ve kullanım alanlarını iyice öğrenin. Örneğin, çatıdan aşağıdaki sohbet eden iki düşmanın üzerine atlayıp ikisini birden öldürmek mümkün ya da bir düşmanın elindeki silahını düşürmek…

KAÇIN
Çok sıkıştığınız zaman kaçın. Ezio bu konuda inanılmaz başarılı. En yüksek yerlere birkaç saniyede tırmanabiliyor, engellerden rahatça atlayabiliyor. Ancak kendisinden hızlı olan düşmanlar da var. O zaman saklanmak durumundasınız.

SÜRÜN
At sürmek inanılmaz zevkli ve kullanışlı. Uzun mesafelerde çok işinize yarayacak. Kalabalık bir düşman grubuyla dövüşürken atınızın yanında olmaya bakın. Attığı sağlam çiftelerle size yardımcı olacaktır.

TOPLAYIN

Oyundaki tabloları toplamak son derece keyifli. O tabloların arkasındaki tarihi duyumsamak da öyle… Eserlerin hikayelerini anlatan metinler son derece akıcı bir dille kaleme alınmışlar. İngilizceniz varsa okumadan geçmeyin.

OYNANABİLİRLİK

GRAFİK

EĞLENCE

SES – MÜZİK

YAPIMCI
UBISOFT MONTREAL

DAĞITICI
UBISOFT

PLATFORM
PS3, XBOX 360, PC

Devamını okumak için tıklayınız »

Colin McRae: Dirt 2

Colin McRae: Dirt 2

“Herkes” derken çok ciddiyiz. Genelde yarış oyunları söz konusu olduğu zaman herkesi oyuna davet edemeyiz. Nedeni çok açık değil mi? Zorluk seviyesini bir türlü istediğimiz gibi ayarlayamayız. Bu duruma, son dönemde çıkan GRID’i örnek gösterebiliriz. Değil yeni başlayan bir oyuncu, tecrübeli bir yarış oyuncusunu bile zorlayabilecek oyun mekaniklerine sahipti GRID. Uzun lafın kısası yarış oyunları genel olarak ya çok zordur, başına oturduğunuz gibi hemen oynayamazsınız ya da çok kolaydır iki el sonra hemen sıkılırsınız. Dirt 2’yi iyi yapan şeyi hemen baştan söyleyeyim: Oyun hem eski oyuncuları, hem de yeni oyuncuları son derece eğlenceli bir oyun yapısı ile kucaklıyor ve yarış türüne oldukça yerinde birkaç yenilikçi yorum getiriyor.

KONTAĞI BİR KEZ DAHA ÇEVİRİYORUZ

Dirt 2 sunum olarak son derece başarılı bir oyun. Genel olarak yarış oyunlarının o menü karmaşasından eser yok. Aradığınızı rahatça bulabildiğiniz menülerde, gayet gaz müziklerde gezinerek dilediğiniz oyun seçeneğine erişiyorsunuz. Kariyer modunu seçtiğiniz zaman bilin ki son derece uzun bir yolculuk sizi bekliyor. Merhum Colin McRae’nin Subaru Impreza’sı ile oyuna başlıyorsunuz. (Bu arada oyun sadece Avrupa genelinde Colin McRae ismi ile anılıyor.) Genelde yarış oyunlarında ilk dikkat ettiğim şey yapay zekanın nasıl hareket ettiğidir. Bildiğiniz gibi çoğu yarış oyununda rakipleriniz hile yapmaktan asla çekinmezler. Sanki bütün fizik kanunları sizin aleyhinize çalışıyormuş gibi gelir. Sizin 80 km hızla takla attığınız virajları, rakipleriniz 180’le alır. Gelgelelim Dirt 2’deki rakipleriniz son derece ‘inandırıcı’ yarışlar çıkarıyorlar. Elbette sizi zorluyorlar ancak oyunun tüm mekanikleri herkese eşit muamele yapıyor. Örneğin, özellikle Need for Speed serisinin son oyunlarında olduğu gibi, yarışlar sırasında gerçekleşen kazalar sadece sizi ilgilendirmiyor. Rakipleriniz de kendi aralarında çarpışıyor, birbirlerine numaralar çekiyor ve birbirlerini yarış dışı bırakmaya çalışıyorlar. Yani, o yarış orada sadece sizin için yapılmıyor ve siz de bunu sonuna kadar hissediyorsunuz. Oyunun yapısı ise son derece esnek; belli ki Codemasters ortaya bir simülasyon oyunu değil, oynamanın daha eğlenceli olacağı ‘hoşgörülü’ bir oyun çıkarmak istemiş. Nasıl mı? Diyelim ki kafa kafaya götürdüğünüz bir yarışta son anda durumu berbat ettiniz. Hoş bir animasyonla son yaptığınız hatayı geri alma şansınız bulunuyor. Böylece kaldığınız yerden devam edebiliyorsunuz. Elbette ki bunu yapmak sınırsız değil, hangi zorluk seviyesinde oynarsanız oynayın, bir yarış içinde sadece beş kere kullanabiliyorsunuz. Bunu kullanmak ise oldukça kolay: Oyunu durduruyorsunuz, 10-15 saniye kadar geriye alıyorsunuz ve hoop, tekrar oyuna devam ediyorsunuz. Kabul edelim ki önde götürdüğünüz koca bir yarışı küçücük bir hata yüzünden kaybetmek, sonra da onca yolu  baştan gitmek zorunda kalmak her zaman için sinir bozucu olmuştur. Diğer yandan oyunun kontrolleri de son derece başarılı. Yolda ne gibi engellerle karşılaşırsanız karşılaşın, kesinlikle kontrollerin azizliğine uğramıyorsunuz. Elbette ki her bir aracın sürüş mekanikleri bir diğerinden farklı. Yani, yeni kullanmaya başladığınız bir araca bir süre ısınmak için zaman harcayabilirsiniz, o kadar. Bunun dışında kontroller son derece keskin, güvenilir ve esnek. Kısacası oyunun tüm mekanikleri rahat, esnek ve eğlenceli bir yapı üzerine kurulu. Tüm bu dinamikler sayesinde hem serinin eski oyuncuları, hem de yeni oyuncular eşit derecede keyif alabiliyorlar. Son olarak her bir yarıştan önce altı farklı zorluk seçeneğini değiştirebildiğinizi hatırlatalım.

ARAZİ ŞARTLARI
Oyundaki her bir pist, oyun modu ve araç online olarak oynarken de kullanılabiliyor. Online oynarken de geleneksel yarış modlarını seçebiliyorsunuz ancak bizim en çok hoşumuza giden seçenekler Domination ve Last Man Standing seçenekleri oldu. Domination’da sıralama, sadece kaçıncı sırada olduğunuza göre şekillenmiyor, aynı zamanda bir turu ne kadar sürede bitirdiğinize bağlı olarak da değişkenlik gösterebiliyor puanlama sistemi. Last Man Standing ise adından da anlaşılabileceği üzere turlarda sona kalan yarışçının elendiği yarış türü. Bu iki oyun seçeneği de son derece heyecanlı ve eğlenceli.

GRAFİK DEĞİL YAĞLI BOYA TABLO
Özellikle değinmek istediğim bir diğer konu ise grafikler. Oyun son derece güzel görünmesinin yanında sabit bir kare oranı ile oynanıyor. Yani grafikler hem güzel, hem de akıcı. Özellikle kokpit kamerasını gördüğünüz zaman ağzınızın açık kalacağına eminim. Pistlerin hepsi de özenle modellenmiş, ışık ve gölgeler de bu pistlerin atmosferine olumlu katkı sağlıyor. Diğer yandan araçlar da korkunç derecede gerçek görünüyor. Codemasters’ın grafik konusuna ayrı bir özen gösterdiği her şekilde belli oluyor.

KISACASI…
Biz Dirt 2’de yanlış bir nokta pek bulamadık. Codemasters hemen hemen her şeyi doğru yapmış görünüyor. Esnek bir yarış sistemi, sıkı kontroller, gerçekçi yapay zeka, harika grafikler… Tüm bunların toplamı ise tahmin etmenizin zor olmayacağı bir şekilde kesinlikle kaçırmamanızı önereceğimiz bir oyuna işaret ediyor. Mutlaka deneyin.

GÖZLEMLEYİNRakipleriniz sadece sizin yarış zevkiniz için orada değiller. Onlar da en az sizin kadar ateşli bir şekilde yarışıyorlar. Eğer sıralamada arkalarda kaldıysanız önünüzde bir kaza olması olası. Dikkatli olun kazanın içinde kalmayın.

KULLANINOyunun size tanıdığı flashback seçeneğini mutlaka değerlendirin. İnanın hayat kurtarıyor bazen. Bu özellik, kullanışlı olmasının yanında görsel olarak da gayet iyi görünüyor. Sadece izlemek için bile kullanacaksınız bu özelliği.

TANIYINBir yarış oyunun en önemli özelliklerinden biri kuşkusuz farklı pistler sunabilmesidir. Dirt 2 de bu duruma bir istisna değil. Pistleri tanımak durumundasınız. Emin olun pistleri tanıdıkça oyundan çok daha fazla keyif almaya başlayacaksınız.

SEÇİNBir ralli aracı, devasa bir arazi aracı ya da küçük ama hızlı bir buggy… Tercihiniz ne tür bir araç olursa olsun mutlaka kullandığınız aracı tanımak için birkaç deneme turu atmanızı öneriyoruz.

DENEYİNHer bir yarıştan önce, o yarışın özelliğine göre bir performans kiti satın alabiliyorsunuz. Bu kitlerin içeriğinden bir nesneyi tek olarak satın alamıyorsunuz. Bütün bir set halinde alıp aracınıza uygulamanız gerekiyor.

OYNANABİLİRLİK

GRAFİK

EĞLENCE

SES – MÜZİK

YAPIMCI
CODEMASTERS

DAĞITICI
CODEMASTERS

PLATFORM
PS3, XBOX 360, Wii, DS, PSP

Devamını okumak için tıklayınız »

Toplam 22 sayfa, 10. sayfa gösteriliyor.« İlk...89101112...20...Son »