Kültür Sanat

Anne tatildeyim beni rahat bırak

Anne tatildeyim beni rahat bırak

 Birçok aile şuan tatilde veya tatile gitme planı yapıyor. Tatil deyince akla ilk deniz, kum ve plaj… Tabi herkes tatil için denizi tercih etmeyebiliyor.

Ben denize gidenler için bu yazıyı yazmak istedim.Tatile gidenlerden biri olarak tatilde de boş durmadım. Plajdaki ailelerin yaklaşımlarını ve çocukları izledim. Çocuklar kumla ve suyla oynamaktan çok mutlu. Genel olarak babalarda
çok mutlu. Fakat bu anneler yok mu tatilde de rahat durmuyorlar, oraya da
streslerini ve kaygılarını getiriyorlar. Plajdaki birkaç anne yaklaşımını görünce sizinle bir tanesini paylaşmak istedim. Elimde değil, ister istemez annelerin yanlış yaklaşımları tatilde de olsam dikkatimi çekiyor. Dikkat edin sizin yanınızdaki şezlongda bir pedagog güneşleniyor olabilir.

Anne, tatildeyim beni rahat bırak!

Genç bir anne ve çocuğu 4 yaş civarında olmalı. Anne birkaç dakika da bir
kızım bak kendini ıslatma diyor. Islatma dediği üzerine giydirdiği tişörtü kirletmemesi. Bir kaç dakika sonra “kızım bak üzerine kum gelmesin dikkat et”. “Kızım kendini ıslatma” gibi arkası bitmeyen gereksiz uyarılar. Çocuk kendini ıslatınca çocuğu kucağına aldı ve denizde yıkadı. Kucağında getirdi şezlonga oturturdu. Çocuk yine kaçtı. Ayaklarını kum yaptı. Anne yine yıkadı şezlonga oturtturdu. Çocuğu bir dakika rahat bırakmadı. Sürekli nerede diye izledi. Bir saat onları izlemekle geçirdim ve kendimi müdahale etmemek için zor tuttum.

Bu annemize kendisi beni duymasa da şu şekilde seslenmek istiyorum: “Sevgili anne, lütfen denizde, plajda olduğunuzu unutmayın. Çocuk tabi ki kendini ıslatacak, kumla oynayacak. Eğer siz uğraşacak bir şey arıyorsanız alın bir kitap okuyun çocuğunuzun deniz keyfini altüst etmek yerine. Çocuğun özgürce oynamasına, içinden geldiği gibi hareket etmesine izin vermelisiniz.” İnanıyorum
ki bu bir istisna. Bu kadar fazla müdahale eden anneler yok. Fakat yinede annelik içgüdüsüyle hareket edip farkında olmanda hem kendimize, hem de çocuğa tatilde de hayatı zorlaştırıyor, denizi keyfini yaşamasına izin vermiyoruz.

Tatilde çocuğunuza nasıl yaklaşmalısınız?

Öncelikle tatilde çocuğunuzun güneş kremi sürün, şapkasını takın, tehlikeli alanlardan uzak durduğuna emin olun. Eğer tüm önlemler alındıysa daha fazla korumacı olmanıza gerek yok. Çocuğun kendi başına oyun oynamasına müdahale etmeyin. Çocuk bu tabi ki kumla, suyla oynayacak, acıktığını pek hissetmeyecek. Bırakın doya doya oynasın. Akşam rahat uyur. Ayrıca çocukların kumla suyla oynaması doğal bir terapidir.

Sizin çocuğunuzla deniz maceralarınız nasıl?

Burada sizin ve çocuğunuzun tatil maceralarını yazmanızı rica ediyorum. Denizde çocuğunuz neler yapıyor, siz nasıl yaklaşıyorsunuz. Sizin böyle benim gibi ilginç gözlemleriniz oldu mu? Tüm bunları sabırsızlıkla bekliyorum…

Pedagog Sevil Yavuz
Çocuk ve Ergen Psikolojisi Uzmanı, Aile ve Çift Terapisti, Filial Oyun
Terapist

Devamını okumak için tıklayınız »

Justin Timberlake ve Mila Kunis Elle’ye poz verdi

Justin Timberlake ve Mila Kunis Elle'ye poz verdi

Mila Kunis’le de adı aşk dedikodularına karışan Timberlake’in filmi Türkiye’de 30 Eylül’de vizyona girecek.

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN…

Devamını okumak için tıklayınız »

İlişkiyi özensizlik bitirir

İlişkiyi özensizlik bitirir

Ne zamanlar kendinizi daha mutlu, huzurlu ve değerli hissediyorsunuz? Birbirinizin hangi davranışı, o gün içinde size; “Sanki tüm sorunların üstesinden gelebilir, önünüze çıkan herkese sizi gülümsetir, martıyı, kediyi elinizle besletir, kırmızı daha kırmızı, gökyüzü daha mavi gözükür” duygusu verir.

Bu yazımda, “Yakınlaşma becerisi” ve “özen” den bahsedeceğim. Yukarıdaki soruların cevabını biraz düşündüğünüzde, aklınıza gelecek şeyler bunlar. Partnerinizle duygusal açıdan ne kadar bağlantı içinde olduğunuz konusu, mutlu bir ilişki için olmazsa olmazlardandır.

Bahsettiğim şey; “Yakınlaşma alışkanlığı” konusu neleri içermektedir? Aslında “İLGİ GÖSTERMEK” desem daha anlaşılır olabilir mi? İkili ilişkilerde hiç de zor olmayan, tam aksine iki tarafı da besleyen, ilgi gösterilen kişinin mutluluğunun tekrar ötekine döndüğü bir süreçtir bu.

Herkesin ihtiyacı ortak; değer verdiklerimizin bizi sevmesi ve ilgi göstermesi. “Ben onu çok seviyorum ama anlamıyor!” ya da “Sevgimi gösteremiyorum, öyle gördük , bizim ailede kimse sevgisini belli etmezdi.” diye kendini ifade eden kişiler, bunun ne kadar gerekli olduğunu ancak sevdikleri kişiler isyan ettiğinde ya da ilişkileri bozulmaya başladığında bunun önemini anlıyorlar.

Ancak çoğu zaman nasıl davranacaklarını bilemiyorlar. Sanki ilgi ve sevgisini gösterirse, kendisinde “eğreti” duracakmış düşüncesi oluyor. Yakışık almazmış gibi geliyor. Eğer bir de karşısındaki kişi onu suçlarsa, iyice “yetersizlik duygusu” yaşıyor. Bir de tabii “Düşünceli davranmak“, “İnce düşünmek” gibi tanımlar var; karşımızdakinden beklentimizi ifade eden… Bunların hepsi aynı kapıya çıkar.

Eğer biz birisini hayatımıza aldıysak, her iki tarafında beklentisi “Ötekinin ilgi odağı” olmak üzerinedir. Bu tek ilgi odağı olacak anlamında değil ama genel olarak öncelikli özenli davranış görme beklentisi vardır. Kötü birşey de değildir! Başka türlüsü beklenemez. Hayatın en önemli anlam kaynaklarından birisi; “aşk, sevgi ve bağlanma” üzerinedir. Öyleyse buna sahip çıkmamız gerekir.

Evli ya da değilsiniz farketmez , bir ilişkiniz varsa, ilgili olmak zorundasınız. Nasıl mı?

En önce sağlam bir dinleme beceriniz olmalı; eşiniz ve sevgiliniz konuşurken zihniniz, gözünüz etrafta gezinmemeli, sorular sormalı, duygularına odaklanmalı, onaylanması gerekiyorsa onaylamalı ve dinlediğinizi belirten geribildirimler vermelisiniz.

Bambaşka işler yapıyor olabilirsiniz, gün içinde onu aramalı gerekirse mesaj da çekmelisiniz yani “aklımdasın” demenin yollarını bulmalısınız. Çok zor değil, isterseniz buna zaman bulursunuz.

Başka insanların da olduğu görüşmelerinizde bakışınızla, vücut dilinizle, gerekirse sözel olarak onun görüş alanınız içinde olduğunu hissettirmelisiniz. Mesela arkadaşlarınızla yemekteyseniz, onunla yiyeceğinizi paylaşmak, suyunu doldurmak, vb ona kendini değerli hissettirir. Eşinizin yaptığı iyi birşeyden bahsetmek, onu onore edecektir.Kadınların, kocasının iş başarısı ya da ilişkileri konusunda eşini takdir etmesi de erkeğe kendini iyi hissettirir.

Sabahları alelacale evden çıkmaktansa, -bir arkadaşımın geçen gün kendi ilişkisinde yaptığını anlattığı gibi- iki tane sütlü neskafe hazırlayıp, karşılıklı içerek iki laf etmek gününüzü güzelleştirmez mi?

Eğer eşiniz doktora gitiyse ona eşlik etmeli, edemiyorsanız ondan gün içinde bilgi almalısınız yani merak etmelisiniz.

Her zaman, ilişkinin en başından itibaren “biz” duygusunu yaşatmalısınız. “Biz beraber hareket ediyoruz, önemli kararları beraber veriyoruz, karımın ya da kocamın ne düşündüğü önemli, birini eve davet ediyorsam, önce karıma ya da kocama sormalıyım…vb”. Bu konu, her iki tarafın ailelerine de hissettirilmelidir. Bu duruş evliliğin en büyük kurtarıcılarından biridir.

Eşinize, sevgilinize dokunun, sarılın, sevgi sözcükleri söyleyin…Sadece ona özel bir isim, tanımlama bulabilirsiniz. Tanıdığım biri, kız arkadaşını “mavi” diye çağırıyor; en sevdiği ve huzur bulduğu renkmiş.

Birbirinizin arkadaşlarıyla ilişki kurun; kendi seçiciliğiniz olabilir ama anlaşabileceğiniz olanları mutlaka vardır. Ortak bir yaşam sürdürecekseniz, bu önemlidir.

Mutlaka onun hoşlanacağı şeylerin neler olabileceği üzerine kafa yormalısınız. Mesela başbaşa yemek organizasyonu yapmak, konser bileti almak, akşam onu sinemaya davet etmek gibi. Erkekler kadınların sevdiği küçük sürprizlerden onlar kadar hoşlanmıyorlar ama beyler size söylüyorum, kadınlar çok hoşlanıyorlar, heyecanlanıyorlar ve mutlu oluyorlar, lütfen bunları yapmaktan vazgeçmeyin!

Akşam eve geldiğinizde, gün içinde neler yaptığınıza dair küçük bir sohbet yapın. Gerekirse bazen dışarıdan yemek sipariş edin, karşılıklı konuşmaya mutlaka zaman ayırın.

Dedikodu yapın! Yani başkaları hakkında da konuşun, ille de kötü şeyler olması gerekmiyor, herkesin hayatında birşeyler olup bitiyor, o konularda da laflanabilir.

Müzisyen kocası ya da karısı olanın biraz müzikten anlaması lazım gibi; eşinizin ilgi alanlarına yakın durmaya çalışın, bir kısmını yakalar onunla belli düzeyde bir paylaşıma girebilirsiniz. Her iki tarafın da bu çok hoşuna gider.

Birlikte hayal kurmak…Bir danışanım, birgün eşine bir yemekte nasıl bir eve sahip olmak istediğini anlatırken eşi; “Olmayacak, saçma sapan hayallerin var.” deyince çok üzüldüğünü ifade etmişti ve “Eşim hayal kurmama bile izin vermiyor.” diye yakınmıştı. Bırakın herkes gönlündekini söylesin.

Birlikte seyahat edin, tatil planı yaparken her iki tarafın hoşuna gidecek seçenekler üzerinde çalışın.

Evdeki işler konusunda birbirinize destek olun, bunu kısasa kısas şeklinde değil, birbirinizin boşluklarını doldurarak yapın.

Pazar sabahı kahvaltılarını, farklı zamanlarda birbinize hediye eder gibi hazırlayın. Onun sevdiği bir omlet, krep, vb ne ise onun için yapın.

Birbirinize sert çıkışlarda bulunmayın, yumuşaklığınızı korumaya çalışın.

Beyler, eğer eşiniz size bir problemini anlatıyorsa, hemen akıl vermeye kalkmayın. Şöyle diyebilirsiniz; “Seni sadece dinleyeyim mi? Yoksa çözüm önerisi ve fikrimi söylememi ister misin?” diye sorun.

Hanımlar-beyler; eşinize sevgi ve hayranlığınızı ilişkiniz sürdüğü sürece belli etmekle yükümlüsünüz. Aynı zamanda onun ne kadar değerli olduğunu hissettirmenin yolu, onun ihtiyaçlarını görmek ve ilgi göstermektir. Herkesin bir “sevme tarzı” olabilir ama göstermediğiniz bir sevgi hedefine ulaşmaz. Vadeli yaşamımızda hepimizin buna ihtiyacı var ve bunu hakediyoruz. Sevgi ve ilgiyi alan çocuk nasıl mutlu mutlu büyüyorsa, yetişkin olduğunda da bu ihtiyacı hiç kaybolmuyor. Herkesin güveneceği bir yol arkadaşına ve sağlam bir omuza ihtiyacı var. İlişki ihmale gelmez, tıpkı trafikte araba kullanır gibi nasıl tüm şeritlere, lamba ve işaretlere ve diğer arabalara dikkat ediyorsanız öyle…İnanın bir farkı yok!

Uzm. Psikolog, Psikoterapist Ruşen Nur Arıkan / Milliyet

Devamını okumak için tıklayınız »

Anneler yorulmaz ya da babalar öyle zanneder

Anneler yorulmaz ya da babalar öyle zanneder

Sanıyorlar ki sabah evden çıkıp işe gitmeyen biz anneler bütün gün çocuklarımızla mutlu mesut oyun oynuyoruz.

Büyük oğlum Deniz’in okulunun tatile girdiği Haziran’ın son haftasından beri acayip bir maraton içindeyim. Hafta içi akşam altı dedin mi pilim bitmeye başlıyor, saat 8 dedin mi de tamamen tükeniyor. Çocukların da yataklarına yollandıkları o saatten sonra koltuğa uzanıp, ayaklarımı da koltuğun sırt kısmına dikip, kitabımı elime alıp, mümkünse kimse tarafından bulaşılmamak istiyorum.

Genel olarak anlayışlı ve yardımsever bir eşim var. Kocam diye söylemiyorum, kendisi gerçekten ortalamanın üstünde yardımcıdır evde. Uzun saatler çalışıyor olsa da eve geldiğinde çocuklarla -yatmadılarsa- ilgilenir. Evi toplamama yardımcı olur, yemek yapmayı sever, dağınıklıktan hoşlanmadığı için evin düzenine uyum sağlamaya çalışır. Kısacası üzerimden büyük ölçüde yük alır.

Yine de erkek oluşunun getirdiği bazı genetiksel özelliklerini geride bırakamıyor sanırım. Nitekim geçtiğimiz akşam işten döndüğünde ben çocukları yediriyordum. Bütün günü market alışverişi yaparak, yemek hazırlayarak, çocukları eyleyerek geçirmiş, enerjimin son damlasını da tüketme noktasına gelmiştim. Hep birlikte masaya yerleştiğimizde bir anda ağzımdan “Of, çok yoruldum” sözleri çıktı.
Karşılığında ne duysam beğenirsiniz? “A-aa, neden ki? Dün öğleden sonra uyumuştun halbuki… Gece de erken yattın.

Güleyim mi, ağlayayım mı, şaşırdım. Söylediğinin komikliğinin kendi de farkında mı, emin olamadım. DÜN öğleden sonra uymuşum. AKŞAM da erken yatmışım. Daha ne isterim, değil mi? Bu uykunun bana nereden baksan bir üç ay falan yetmesi lazım aslında!

Annem hep “ev işi nankördür kızım” der durur. Hakikaten de öyle, yaptığınız hiçbir şey kendini göstermiyor. Yatakları topluyorsunuz, ertesi sabaha yine dağılıyor. Saatlerce sebzeleri soyarak, etleri doğrayarak yaptığınız yemekler bir, bilemediniz iki öğün sonra yok oluyor, arkasında toplanması gereken bulaşıkları bırakarak. Çamaşır yıkıyorsunuz, hele de bu yaz günlerinde zaten bir giydiğiniz hemen kirli sepetine yollanıyor. Dışarıdan baktığınızda derli toplu görünen evin o hale nasıl geldiği hiç düşünülmüyor.

Bu, işin evi işi kısmı. Bir de çocuklar kısmı var ki o başlı başına bir mesai zaten. Kahvaltı ettir, parka/havuza indir -ama öncesinde yemeği koy ki gelince hemen yesinler-, o sırada uyanınca yemeleri için kek-börek bir şeyler yap, uyumadan önce oynat, kitap oku, büyük olan tek başına yatınca aklı oyuna kalıyor diye onunla uyuyormuş gibi yap, bu arada hakikaten için geçsin ve o yarım saat boyunca iş yapamadığına hayıflan, uyandıklarında tekrar bir şeyler yedir, akşam yemeğini koy, yine parktı-havuzdu neyse yaptır, eve getir, yemeklerini yedir… derken baba gelsin, banyolarını yaptırsın ve yatırsın. Ve burada saymadığım alışveriş, koşturmaca, çıkan kardeş kavgasını ayırmaca gibi bir sürü irili ufaklı işin raporunu vermediğin için “Ne yaptın da yoruldun ki?” gibi bir soru sorsun sana.

Sanırım babaların kafasında “Anneler yorulmaz” gibi bir algı var. Sanıyorlar ki sabah evden çıkıp işe gitmeyen biz anneler bütün gün çocuklarımızla mutlu mesut oyun oynuyoruz. Ev alışverişi, yemek, çamaşır ve geri kalan tüm ev işleri de bir sihirli değnek darbesiyle kendi kendine halloluyor. Böylece biz de hiç mi hiç yorulmuyor, tüm günü eğlenerek geçiriyoruz.
Birilerinin onlara işin iç yüzünü anlatması lazım, ama nasıl?

BLOGCU ANNE ELİF DOĞAN

Devamını okumak için tıklayınız »

‘Kırık Kalpler Müzesi’ açılıyor

'Kırık Kalpler Müzesi' açılıyor

Sevgilinizden ayrıldınız, size aldığı hediyeyse hâlâ duruyor. Atamadınız ama kurtulmak da istiyorsunuz. Size hatırlattıkları canınızı acıtıyor. Öyleyse bağışlayın Kırık Kalpler Müzesi’ne, hem siz rahatlayın, hem o çöpe gitmekten kurtulsun!

Müzenin fikir babası Hırvat Olinka Vistica ve Drazen Grubisic ikilisi… Çift 5 yıl önce ayrıldıktan sonra birbirlerine aldıkları hediyelerle bir sergi açmaya karar vermiş. Sonra sergiye dünyanın dört bir yanındaki kalbi kırıklardan destek gelmiş. Bugün 800 parçadan oluşan serginin son durağı İngiltere’nin başkenti Londra oldu.

TÜRK’TEN DAMLA

4 Eylül’e kadar açık kalacak sergide şekerden yapılan iç çamaşırı, peruk gibi çok sayıda ilginç obje yer alıyor. Sergide bir Türk’ün gönderdiği burun damlası da yer alıyor. Damlanın yanında “Sevgilim bu damlayı horlamayayım diye almıştı” notu yer alıyor.

Devamını okumak için tıklayınız »

Sertab’ın güzelliğinin sebebi

Sertab'ın güzelliğinin sebebi

Doğru tespit!
Çünkü Sertab Erener’e gerçekten bir şey oldu.
Ne olduysa daha yumuşak, daha dişi oldu.
Veeee yayladan inmiş gibi…
Ütülenmiş gibi…
Rahatlamış, gevşemiş gibi…
Bütün elektriğini toprağa boşaltmış gibi…
Özkök’ün yazısından öğreniyoruz ki, bütün bunların nedeni aşk, Demir Demirkan’la yaşadıkları o müthiş aşk.
Doğrudur, bence de onlar şahane bir ikili. Ve hayatındaki adamla çekişip, itişmediğin, aynı yolda uyumlu, el ele yürümeyi becerdiğin zaman güzelleşirsin.
Amaaaaa Seda Güler’in Rengarenk Kırmızı Dergisi’nin, cevval muhabirleri, derginin ağustos sayısında bir başka sonuca daha varmışlar.
Tutmuşlar ismini açıklamak istemeyen bir estetik cerraha, Sertab’ın eski ve yeni fotoğraflarını gösterip, aradaki farkı mesleki açıdan değerlendirmelerini istemişler.

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN…

Bakın neler söylemiş?

1- Göz kenarlarına botoks: Göz çevresinin gergin ve pürüzsüz görünmesi için en etkili yol.
2- Çenede dolgu: İdeal çene, profilden bakılınca, burun hizasının biraz gerisinde olmalı.
3- Şakaklarda dolgu: Eski fotoğraflarına nazaran, Sertab’ın şimdi elmacıkkemikleri daha çıkık görünüyor. Bu da hemen akla bu bölgelere uygulanan implant ya da hylorik asit içeren dolgu uygulamalarını getiriyor.
4- Dudaklarda dolgu: Sadece dudakların üst kısmına çok az miktarda uygulanmış. Bu da doğal bir görünüm sağlamış.
5- Ağız çizgilerine dolgu: Yaş ilerledikçe ağız çevresindeki gülme çizgileri derinleşir. Onlar doldurulmuş.
6- Vitamin kokteylleri: Sertab’ın cildinin, 20 yaşındaki kadar sağlıklı görünmesinin tek bir açıklaması olabilir, cilt altına uygulanan vitamin kokteylleri.
* * *
Bunda ters hiçbir şey yok.
Aşkla, estetik cerrahi birbirine rakip değil.
Olsa olsa, birbirlerini tamamlarlar. Aşkın yanı sıra estetik cerrahinin de bir kadını güzelleştirmesi doğal. “Yapmıyorum” diyenin ya parası yoktur ya yalan söylüyordur.
Ya da yaşlı görünmeyi tercih ediyordur.
Neyse ne, Sertab gerçekten şahane!

Ayşe Arman / Hürriyet

Devamını okumak için tıklayınız »

Kişisel gelişim kitaplarına dikkat

Kişisel gelişim kitaplarına dikkat

Uzmanlar bilimsel gerçeklere dayandırılmadan sadece kişisel deneyimlerden yola çıkılarak yazılan kişisel gelişim kitaplarının insan hayatına beklenilenin aksine olumsuz etkileri olabileceği uyarısında bulunuyor.

BİLİMSEL GERÇEKLERE DAYANDIRILMIYOR

İngiliz Daily Mail gazetesi, konuyla ilgili olarak Prof. Timothy Wilson’un uzman görüşlerine yer verdi. Wilson’un kişilerin yılda milyonlarca satan bu kitapları hayatları üzerinde büyük değişimler yapacağı beklentisiyle okuduklarını, ancak sonuç başarısız olduğunda kendini suçlayan bir kitlenin ortaya çıktığını ifade etti. Sözü edilen kitaplara yönelerek kişileri sorunlarının çözümü ile ilgili işe yarayacak gerçek tedavilerden uzaklaştırdığını ifade eden Wilson, kişisel gelişim kitaplarında sözü edilen yöntemlerin çok azının doğruluğunun bilimsel olarak ispatlandığını iddia etti.

Bu kitapların piyongo biletleri gibi kişilere az para ile büyük umutlar dağıttığını belirten Wilson, kişilerin problemlerini çözmek için bilimsel yöntemlerle kanıtlanmış daha gerçekçi yardımlar almalarının daha doğru olacağını söyledi. Bu kitaplara başvurulacaksa gerçekten bilimsel sonuçlara dayandırılarak yazılan kitapların tercih edilmesinin faydalı olacağını ifade eden Wilson, bilimsel olarak sonuçları tesipit edilmiş mutluluğa götüren 3 yöntemi ise şöyle tarif ediyor.

ÇÖZMEK İSTEDİĞİNİZ KONU HAKKINDA HERGÜN 15 DAKİKA YAZIN

‘Şuanda hayatınızda canınızı sıkan birkaç aydır sürekli üzerinde düşündüğünüz bir konu var mı? Bu probleminiz hakkında günün sonunda ve sizi kimsenin rahatsız etmediği bir ortamda 15 gün hiç ara vermeden arka arkaya yazın. Probleminiz konusunda düşünce ve duygularınızı yazmanız sorununuzu analiz etmenize yararken bu sonuç duygularınız ve konuya yaklaşımınızın değişimine yol açacaktır’.

GERİYE GİDİN VE NEDEN DİYE SORUN

‘Geriye gidip, neden?’, sorusunu sormak insanların geçmişte yaşadığı ve beraberinde getirdiği bir sorunu görmesini sağlayabilir. Gözlerinizi kapatın ve geçmişte yaşadığınız benzer olayı kafanızda canlandırın. Kendinizi olayın dışına alın ve neler olmuş olduğuna dışarıdan bakın. Kendinizi olayın içinde izleyin. Şimdi aynı şeyin en başından tekrar başınıza geldiğini canlandırın ve yine kendinizi olayın dışına alıp karşıdan izleyerek duygularınızı anlamaya çalışın. Olayı yaratan esas sebepler ve nedenler neler?

AMAÇLARINIZA SARILIN

“Herşey boş ve anlamsız görünmeye başladığında kendimize hayatımızdaki en önemli şeyin ne olduğunu hatırlatın. Birçok kişi için ailesi çok önemlidir ve herzaman ailemiz için daha iyi şeyler yapabileceğimiz yollar vardır. Bazı kişiler hobilerilerne veya mesleklerine amaç olarak sarılır. Sizin için hangisi ön plandaysa onun için harekete geçin”.

POZİTİF OLUN

“Bazılarımız karamsar bir kişiliğe sahip olabiliriz. İşimizi kaybetmiş ve ilişkilerimizde yaşadığımız sorunlarla başetmek zorunda kalabiliriz. Ancak, yaptığımız şeylere olumlu yaklaşmak, pozitif olmak, gönüllü işlerde çalışmak, insanlarla ilişki kurmak yaşadığımız sorunlara daha gerçekçi yaklaşmamızı ve daha mutlu olmamızı sağlayacaktır”.

İngiltere’de kitap satışlarında son yıllarda yüzde 1 düşüş yaşanırken, kişisel gelişim kitaplarının piyasasında yüzde 25′lik bir atış yaşandı. Yine İngileter’de son beş yılda yayın evlerinin kişisel gelişim kitaplarından sağladığı gelit 60 milyon sterlin iken ABD’de bu rakam 6 milyar sterline ulaştı.

Devamını okumak için tıklayınız »

Kahraman ev kadınları

Kahraman ev kadınları

Ev kadını deyip geçmeyin.

Hayatımda gördüğüm en başarılı stres yönetimini onlar uyguluyor.

Bütün gün ev işleri, çocuk bakımı, dertli komşular, alışveriş pazarlığı, gergin geçen apartman toplantıları onların ajandasında.

Her akşam eşlerinin ve çocuklarının yaşadıklarını dinlemekten hiç bıkmıyorlar.

Yine de her daim, gülümseyerek evinin kapısını açıyorlar…

Zaman yönetimleri ise inanılmaz!

Sabah erkenden güne başlanıyor ve her dakika mükemmel bir şekilde değerlendiriliyor. Siz güne henüz başlarken kahvaltı masada, giyecekler ütülenmiş. Gün içinde neyi ne zaman yapacağını çoktan tasarlamış.

“İşler aksadı, çocukları okuldan alamadım.” deme lüksü yok, biliyor. Akşam geldiğinizde yemek ocaktan yeni indirilmiş, dumanı üstünde. Tekrar ısıtmıyor bile…

Hepsi birer finansçı

Kimse onlar gibi gelir, gider hesabı yapamaz. Ödeme ve harcamalar düzenli takip edilir ve kazanç ile denge özenle korunur onlar tarafından. Ne zaman kesenin ağzı açılacak, ne zaman dikkatli davranılacak bilir.

Ekonomiyi düzenli takip eder, döviz ve altın gibi yatırımlar yapar ve karlı çıkarlar.

Bu konuda uzman etiketini hakediyorlar…

Akademik kariyerlerini ikiye katlıyorlar

Çocuğuyla birlikte tekrar eğitim dönemine başlıyor, matematik problemlerini anında çözüyor, tarihi su gibi anlatıyorlar. Kitap projelerine katılıyor, kompozisyonlar yazıyor, tezler bitiriyor.

Kimbilir kaçının elinde kaç mesleği var da bilinmiyor…

Onlar birer danışman!

Eşlerinin günlük dertleri, belki maddi sıkıntılar, çocuklarının ergenlik dönemleri… Gerektiğinde sadece dinliyor, gerektiğinde akıl veriyor ve yönlendiriyorlar.

Ancak her zaman özenle yaklaşıyor, tümünün üstüne kafa yoruyorlar.

Eğer iş ya da okul hayatınızda ters giden bir şeyler varsa:

Hiç çekinmeyin! Onlara danışın, onları gözlemleyin. Öğrenebileceğiniz pek çok şey var onlardan.

Onlar birer gizli kahraman!

Yaşam Koçu ve NLP Pratisyeni Elif Alptekin

Devamını okumak için tıklayınız »

Bu da ‘tırnak’ sanatı

Bu da 'tırnak' sanatı

Londra’da 1 Eylül’de açılan ve 25 Eylül’e kadar açık kalacak olan ‘Nailphilia‘da çiçeklerle, renkli taşlarla ve akla gelmeyecek yüzlerce çeşit desenle bezenmiş tırnak süslemeleri sergileniyor.

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN…

Çoğunluğu takma tırnaklar üzerinde sergilenen süslemeler arasında şarkıcı Beyonce Knowles’un kullandıkları da yer alıyor. DegreeArt.com’un kurucusu Isobel Beauchamp’ın öncülüğünde düzenlenen sergi, sanatlarını tırnaklarda sergileyenlerin yeteneğini gözler önüne seriyor.

Devamını okumak için tıklayınız »

Hafta sonu önerisi:

Hafta sonu önerisi:

Sarah Jessica Parker hayranları bu haber en çok sizi sevindirecek. Çünkü bugün Parker’ın başrolde olduğu bir film vizyona girdi: “Mucizeyi Kadınlar Yaratır”. Parker’a bu filmde Christina Hendricks, Pierce Brosnan, Busy Philipps ve Sarah Shahi eşlik ediyor.

Douglas McGrath’in yönettiği komedi tarzındaki filmin konusuna gelince…

Kate Reddy, bir finansal yönetim firmasında çalışırken kocası Richard ve iki çocuğuna zaman ayırmaya çabalamakta, işi ve evi arasında denge kurmaya uğraşmaktadır. Bekar arkadaşları onun bu enerjisini anlamakta zorlanmaktadır. Kate, New York’a sık sık geziler gerektiren önemli bir müşteri portföyü teslim aldığında hayatları daha da karmaşık bir hale gelir.

Hafta sonu biraz kafanızı boşaltmaksa niyetiniz bu film size iyi gelebilir. Şimdiden iyi seyirler!

Devamını okumak için tıklayınız »

Toplam 30 sayfa, 5. sayfa gösteriliyor.« İlk...34567...102030...Son »