Kültür Sanat

Kedinin çağırdığı kitabevi

Kedinin çağırdığı kitabevi

Bloglar artık hayatımızın bir parçası. Hem birçok şeyi ilk onlardan duyuyoruz hem de kimi zaman yazılar değme yazarlarınkine taş çıkartıyor. “Geçen yıl tam bugünlerde, bir kara kedi  Bostanlının dar sokaklarının arasından kıvrılarak, koca alışveriş merkezlerinin, soğuk mağazaların yanı başında duran boş  dükkânın önünden  geçerken durdu; önce dükkânın  boşluğuna baktı, sonra gözleri parladı. ‘Burası’ dedi içinden, işte burası”… Hikâyesi böyle başlayan bir kitabevini merak etmemek mümkün mü? Önce Kedi Kitabevi’ni, sonra da Ahmet Bakkal’ı bulup merak ettiklerimi sordum. 

Kıvrılıp dükkânın bir köşesinde yatan kedileriniz var mı? Yoksa sokak kedileri mi ilham kaynağınız?
Karşıyaka ve Bostanlı, kedileri ve kediseverleri ile bilinir. Ayrıca kedilerin kendi alanlarına sahip çıkan bir karakterleri vardır. Biz de bu sahiplenmeye vurgu yaparak, Karşıyaka – Bostanlı için bir simge mekân yaratma çabasındayız. İçeride kedimiz yok ama arka bahçemizde ve kitapevinin önünde beslediğimiz sokak kedilerimiz var. Hatta kitabevi için dükkân aradığımız günlerden birinde, şimdiki yerimizin önünde yatmış güneşlenen bir kedinin sürekli miyavlayarak adeta bizi çağırdığını duyduk. Bunu işaret kabul edip çağrıya uyduk biz de. Böylece hem mekânımızı bulmuş, hem de zaman zaman kitabevinin önünde güneşlenirken görebileceğiniz Şiva ile tanışmış olduk. 

Daha önce neler yapardınız, nasıl ortaya çıktı ve neden kitabevi? Anladığım kadarıyla ortaklardan biri Sertaç Bilgici ve o da mimar.
Mesleğe 95-96 yıllarında başladım ilk. Eskişehir’de, 6: 45 Yayınları’ndan Kaan Çaydamlı’nın da ortağı olduğu Kelepir Kitabevi’ni açmıştık. O günlerde Afa Yayınları’nın sahibi Atıl Ant, “Kitap tozunu yuttun bir kere artık bu işten kopamazsın” demişti, öyle de oldu. Sonraki yıllarda İzmir’e taşınınca Kabile Kitabevi ve bir kitabevinde daha devam etti kitapçılık maceram. Sertaç bu süre boyunca mimarlık yapmaya devam etti. 2010 yılının yaz ayları, ikimizin de yaptığımız işlere ara verdiği bir dönemdi. Bir gün, birbirimize bakıp zamanı geldi dedik. Böyle çıktık yola. 

İzmirlilerin kitap okumayla ilişkisi nasıl? Satışlardan, ilgiden memnun musunuz?
Düzenli okuyan bir kesim var ama Bostanlı gibi kültür seviyesi yüksek bir yer için yeterli olduğu söylenemez. Büyük alışveriş merkezlerinde açılan zincir mağazalar, bağımsız kitabevlerinin rekabet edebilme gücünü kırarak ardı ardına kapanmalarına neden oldu. Okur üzerinde ciddi bir manipülasyon yaratılarak, çok satan takipçisi bir kitle oluşturuldu. Biz kitabın değerinin sadece satış grafiği ile belirlendiği, kitabın tüketim nesnesine, okur kimliğinin de tüketici kimliğine indirgendiği bu anlayışa karşı çıkıyoruz ve elimizden geldiğince, gücümüzün yettiğince okuru geri getirmeye çabalıyoruz. 

Kitap satmanın yanı sıra bir takım etkinlikler de var galiba, neler yapıyorsunuz? Bana yeriniz, modern bir sahaf, bir buluşma noktası gibi geldi?
Kapıdan giren herkesin kısa sürede ‘okur dostlar grubu’nun yeni üyesi olduğu, ‘al kitabı ver parayı’ mekanikliğinden uzak duran, insani ilişkileri ön planda tutan, kültür sanat, edebiyat sohbetlerinin eksik olmadığı, kahve ve kitap kokusunun birbirine karıştığı sıcacık bir mekân yaratmaya çabaladık. Atölye çalışmalarına destek veriyoruz; ‘yaratıcı yazarlık’, ‘resim’, ‘fotoğraf’ atölyeleri devam edenler. İmza günleri ve söyleşiler düzenliyoruz. Her pazartesi 18. 30- 20.00 saatleri arasında ‘Pazartesi Söyleşileri’ var mesela. Söyleşilerin moderatörlüğünü sevgili üstadımız Melih Ergen yapıyor.” 

İzmir’le İstanbul arasında bir köprü olur mu bu söyleşiler, ne dersiniz?
İstanbul’da bu tür etkinliklerin çokça yapıldığını biliyoruz ve takip ediyoruz. Ama “Pazartesi Söyleşileri”nin konukları sadece İzmir ve İstanbul’dan değil. Söyleşi takvimine dahil olmuş Denizli ve Ankara’dan da konuklarımız var örneğin. Bilginin paylaştıkça çoğalacağına olan inancımızla, söyleşilerimizin, üreten, düşünen ve sorgulayan insanlar arasında bir köprü olacağını umut ediyoruz. İstanbul’daki dostlarımız da buna dahil tabii.

Devamını okumak için tıklayınız »

22 temayla ‘Yazının Rengi’

22 temayla 'Yazının Rengi'

Yazar Bekir Coşkun ve ressam Hasan Rastgeldi ortak bir projede bir araya geliyor. Bu kez ilhamını yazılardan aldığını söyleyen Hasan Rastgeldi, Bekir Coşkun’un kaleme aldığı 22 ayrı temayı resimledi. ‘Yazının Rengi’ Sergisi, 7 Ocak Cumartesi günü, iki ustanın, sanatçıların ve Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk’ün katılımıyla Caddebostan Kültür Merkezi’nde açılacak. Sergi, 17 Ocak’a kadar CKM Giriş Katı’nda görülebilecek. Sergi açılışıyla aynı gün, 14.00’te CKM Büyük Salon’da Bekir Coşkun’un bir söyleşide yer alıyor.

Devamını okumak için tıklayınız »

Leyla Gencer için başvurular başladı

Leyla Gencer için başvurular başladı

Bu yıl 15-20 Eylül tarihleri arasında 7. kez düzenlenecek opera dünyasına genç yetenekleri kazandıran Leyla Gencer Şan Yarışması’nın başvuruları 16 Nisan’a kadar yapılacak. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) ve La Scala Tiyatrosu Sahne ve Gösteri Sanatları Akademisi işbirliğiyle düzenlenen yarışmaya başvuracak adayların, gerekli belgeleri bu tarihe kadar İKSV’ye göndermeleri gerekiyor. Jüri, Nisan ve Mayıs aylarında Berlin, Londra, Viyana, Madrid, Milano ve İstanbul’da ön eleme gerçekleştircek 16-17 Eylül tarihinde gerçekleşecek çeyrek finalin ardından, 18 Eylül’de düzenlenecek yarı finalde 8 finalist belirlenecek. Leyla Gencer Şan Yarışması, 20 Eylül’de finalistlere Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın eşlik edeceği final gecesiyle son bulacak.

Devamını okumak için tıklayınız »

‘Matematikte ideal obje yoktur’

'Matematikte ideal obje yoktur'

Selçuk Artut ‘Sonsuza’ isimli kişisel sergisinde yer alan akıllı motorlar, cam silmek için kullanılan mıknatıslar, bilgisayar faresi topları ve kendisinin kolayca hazırladığını söylediği bir yazılımla ürettiği ‘kinetik programlanmış heykelleri’ni, ‘kaos ve makina yapısına başka bir kaldırımdan bakan minimalizm ve mükemmelliyetçiliği barındıran bir çalışmalar serisi’ olarak tanımlıyor.
Müzikseverlerin Replikas grubunun davulcusu olarak tanıdıkları Artut aynı zamanda Sabancı Üniversitesi’nde görsel sanatlar ve görsel iletişim tasarımı bölümünde ses, etkileşim, insan ve teknoloji temalı bir ders de veriyor. ‘Sonsuza’ serisini oluşturan heykeller daha önce farklı karma sergi ve projelerde izleyiciyle buluşmuş olsa da bu, Artut’un hepsinin bir arada olduğu ilk kişisel sergisi. “Ben bunlara heykel dedim ama hakikaten heykeller mi değiller mi bilmiyorum? Çok da ilgilenmiyorum açıkçası” diyor Artut.
Sergiyi oluşturan işlerin büyük kısmı, beyaz flexiglas bir kutunun üzerinde altta gizlenmiş mekanizma ve entegre bir yazılımın hareket ettirdiği bilgisayar faresi toplarından oluşuyor. ‘Sonsuza Yapışık’ adlı işte top duvar yüzeyinde hareket ediyor, ve ‘Sonsuza A/B’ adlı işte ise, bir matematikçiden bekleneceği üzere, top A ve B noktaları arasında gidip geliyor. Artut, yazılımın sadece hız ve dönüş yönünün belirlediğini ve bazı işlerde topların hangi tarafa gideceğinin ne yazılım ne de kendisi tarafından bilindiğini söylüyor: “Bu işi yaparken bir tane iş yapayım ve hiçbir şeye benzemesin diye düşündüm. Hareket ettirmek isteyen güce dirensin kafa tutsun, dediğininin aksini yapsın istedim.”
Sergideki en etkileyici iş ise ‘rastlantısal hareket eden dokuz top’tan oluşan ‘Sonsuza Düzenlenmiş Kaos’.
“Hareketleri koordine eden yazılımı hazırlamak benim için belki de en kolay kısımdı. En çok zorlandığım konu ise heykellerin inşası. Flexiglasın kalınlığının milimetrik hesaplanması gerekiyordu. Ve matematiksel hesap, deneme yanılmanın yerini tutmadı, çünkü matematiğin varsaydığı ideal obje aslında yok.” Yine de Artut ısrarla işlerin teknik tarafından ziyade alımlayıcının eser karşısında geçirdiği vaktin niteliğinin eserlerin anlamında belirleyici olacağı görüşünde. Artut, ‘aynı şeyleri tekrarlamanın da sıkıcı olacağını düşünüyor. “Bir sonraki sergimde motorlar üzerine çalışmayı planlıyorum” diyor.
‘Sonsuza’ sergisi Aralık sonuna kadar Mısır Apartmanı’ndaki CDA Projects’te.

Devamını okumak için tıklayınız »

Türk operasında acı kayıp

Türk operasında acı kayıp

İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin ilk kadın opera sanatçısı soprano Meral Menderes, 78 yaşında hayata veda etti. İlk kez 1960 yılında, o zamanki adıyla İstanbul Şehir Operası’nda sahnelenen Tosca’da seyirci karşısına çıkmıştı. Geçen sene yapılan Devlet Opera ve Balesi’nin 50. yılı töreninde hizmet ödülü alan Menderes, AKM’nin kapanması nedeniyle birkaç farklı binada faaliyetlerine devam eden İstanbul Devlet Opera ve Balesi için, “Bizi bu göçebelikten kurtarın!” sözleriyle konuklardan büyük alkış almıştı. Meral Menderes, bugün 11.00’de Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’ndeki törenle son yolculuğuna uğurlanacak. Ardından Maltepe Merkez Camisi’nde kılınacak ikindi namazını müteakip, Küçükyalı Mezarlığı’nda defnedilecek.

Devamını okumak için tıklayınız »

Sanal fuara üç milyon ziyaretçi

Sanal fuara üç milyon ziyaretçi

Online kitap satıcısı idefix.com’un geleneksel hale getirdiği 9. Sanal Kitap Fuarı sona erdi. Bu yıl 660 bin adet kitabın satıldığı fuarda en çok ilgiyi İskender Pala’nın ‘Od’u çekti. 21 Kasım – 21 Aralık arasında sitesi üç miyon kişi tarafından ziyaret edilen fuarda İskender Pala’nın Yunus Emre’yi kahramanı yaptığı ‘Od’, Ankara ve Ardahan’dan en çok sipariş edilen kitap oldu. Listede İstanbul’da Eco’nun ‘Prag Mezarlığı’, İzmir ve Kocaeli’nde ‘Karatay Diyeti’, Gümüşhane’de ise ‘Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu’ ilk sırada. 1014 yayınevinin katıldığı fuarda 90 bin farklı kitap yüzde 70’e varan indirimlerle okuyucuya sunuldu. Etkinlik kapsamında İskender Pala, Yaşar Kemal, İhsan Oktay Anar, Hakan Günday, Murathan Mungan, Paulo Coelho, Umberto Eco, Gabriel Garcia Marquez, Susanna Tamaro gibi yazarların imzalı kitapları da yer aldı.

Devamını okumak için tıklayınız »

PEN’den Tohumcu’ya destek

PEN'den Tohumcu'ya destek

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ‘Yazarlar Okulda’ isimli projeyle Kadıköy ilçesindeki liselere tavsiye edilen Aslı Tohumcu’nun ‘Abis’ adındaki kitabının pornografik ve küfür dolu olduğu gerekçesiyle okullardan toplatılmasına Dünya Yazarlar Birliği’nden (PEN) kınama geldi. Türk Eğitim Sen 2 No’lu Şube Başkanı İbrahim Çakmak, velilerden şikâyet geldiğini iddia ederek kitapta pornografiye varan yüz kızartıcı ifadeler olduğunu söylemiş ve dava açacaklarını belirtmişti. Tohumcu ise, argo ve küfürlü cümlelerin cımbızlanıp kitabın küfürden ibaretmiş gibi gösterilmesini haksızlık olarak nitelemişti. PEN de yaptığı açıklamada ‘Abis’e yönelik suçlamaların kabul edilemeyeceğini vurguladı. İnternette Tohumcu’ya destek için başlatılan imza kampanyasına ise iki günde yaklaşık 500 kişi imza attı.

Devamını okumak için tıklayınız »

‘Hedef tahtasında suratımı gördüm’

'Hedef tahtasında suratımı gördüm'

İSTANBUL – Yazar Aslı Tohumcu, ‘Abis’ isimli kitabının ‘pornografik ve küfür dolu olduğu’ gerekçesiyle okullardan toplatılması üzerine basında çıkan haberlere tepkili. Aslı Tohumcu’nın avukatı Barış Kaşka, Habertürk Gazetesi’nin 25 Aralık’ta manşetten ‘Liseliye Kitap: Küfür Kıyamet’ başlığıyla duyurduğu haberden dolayı gazeteye 10 bin TL’lik manevi tazminat davası açtıklarını açıkladı.

Kaşka, “Haberin veriliş tarzı son derece provokatif, küçük düşürücü ve kışkırtıcı. İçinden ‘bol küfür ve ensest çıkan kitap’ ifadesi kullanılmış, müvekkilim sanki pornografi yazarı gibi gösterilmiş. Kitaptaki öykülerin cinselliği, şehveti uyandırıcı hiçbir yanı yok. Aksine üçüncü sayfa haberlerinden, gerçek vakalardan yola çıkarak cinsel arzuları kontrol altına almayı ve insanca yaşamanın erdemini savunuyor, okuyucuda şiddete ‘dur’ deme arzusu uyandırmak istiyor”dedi.

Tohumcu’nun haberden sonra yaşadığı çevreden şiddetli tepkiler gördüğünü belirten Kaşka, “Herkes Cihangir’de, Nişantaşı’nda oturmuyor. Muhafazakar bir toplumda yaşıyoruz. Bu müvekkilimi hedef gösteren, kışkırtıcı ve provokatif bir habercilik. Basın özgürlüğü elbette olmalı, ama habercilik yapılırken adil bir denge gözetilmeli” diye konuştu. Kaşka, ayrıca Aslı Tohumcu’nun çocuk kitapları yazdığını ve çıkan haberin yazarın meslek hayatını derinden etkileyebilecek nitelikte olduğunu belirtti.

Devamını okumak için tıklayınız »

Almanya’da South Park’a tepki

Almanya'da South Park'a tepki

İSTANBUL – Ülkeyi hedef alan ‘Funnyboat’ isimli bu bölümde, Başbakan Angela Merkel ve tüfeği başrollerdeydi. South Park’ın söz konusu bölümü birkaç ay önce ABD’de İngilizce olarak yayımlanmıştı. Bölüm, Alman televizyonlarında ise yeni gösterildi. Yapılan eleştiriler, Almanların dizinin komik yanını görmediğini ortaya koyuyor.

Örneğin, gazetelerdeki manşetlerden biri “South Park çirkin Almanlara saygı duruşunda bulunuyor” şeklindeydi. Die Welt’in eleştirmeni ise “Kahkaham boğazımda düğümlendi” diyordu.

Almanların ağırına giden şey klişeleştirilmeleriydi. “Dizi, kötücül Alman dehasının çekiciliğine kapılan geleneğin son örneği.” denilen eleştiri yazısında, Almanca konuşan tek öğrencinin Yahudi karşıtı olduğuna ve robotun da kitlesel bir katliama giriştiğine dikkat çekiliyordu.
Die Welt’in analizi ise Almanya başarılı oldukça eleştirilerin artacağı yönündeydi:

“Almanlar geri döndü. Ekonomik başarılarının, farkındalıklarının artmasının ve Avrupa’da oynadıkları rolün bir bedeli var. Almanlar ne kadar ciddiye alınırsa, o kadar alay konusu oluyorlar.”

O BÖLÜMDE NELER OLDU?
Bölümde olaylar şu şekilde gelişiyor: Merkel, Almanya Cumhurbaşkanı ve Tirol şapkaları takan birkaç adam bir okulu işgal eder ve öğrencileri rehin alırlar. Öfkeleri haklı bir nedene dayanmaktadır: Almanların komik olmadıkları söylenmektedir. Bu yanlış algıyı düzeltmek için bazısı komik, bazısı ise komik olmayan espriler yapan ve tabii ki mühendislik harikası olan bir robotun tanıtımını yaparlar.

‘KOMİK Mİ TATSIZ MI?’
Bulvar gazetesi Bild ise, beklenenin aksine o kadar da tepkili değildi. Bölümün olay örgüsünü basitçe anlattıktan sonra, okuyucularına bunun komik mi, yoksa tatsız mı olduğunu soruyor, oy kullanmalarını istiyordu.

Gerçek olan şu ki, Almanların da bir espri anlayışı var. Bazı esprileri fiziksel komediye dayanıyor. Bazıları dışarıdan fark edilemeyecek kadar anlaşılmaz olabiliyor. Bazı espriler ise kendileriyle dalga geçmeye dayalı: Almanlar kendilerine gülebiliyorlar.

Ağustos’ta ölen komedyen Loriot’u örnek alalım. Loriot bir ulusal değer olarak görülüyordu ve gerçekten de çok komikti. Örneğin iki Almanın bir yatakta yabancı dil dersi almasıyla ilgili skeçi, yavaş ilerleyen ama anladığınızda çok komik olan bir skeçti.

Loriot’un esprileri büyük oranda yanlış anlamalar, örneğin uçakta tanışan yabancılar gibi, resmiyetin devreye girdiği tanışmaların saçmalığına odaklıydı. Peki ya Amerikalılar? Onlar da kendilerine bu denli rahat gülebiliyorlar mı? (bbctürkçe)

Devamını okumak için tıklayınız »

‘Dayakçı’ oyuncu ‘En İyi Oyuncu’ seçilir mi?

'Dayakçı' oyuncu 'En İyi Oyuncu' seçilir mi?

Ushan Çakır, 3 ay önce dizi setinde kendisini tahrik ettiğini öne sürdüğü Ezgi Asaroğlu’nun boğazını sıkmış, Asaroğlu darp raporu alarak hem Çakır, hem de onu azmettirdiğini öne sürdüğü Çakır’ın sevgilisi Beste Bereket hakkında dava açmış 3 yıla kadar hapisleri istenmişti. Olayın ardından üç oyuncunun da dizi ile ilişiği kesilmişti.

NEDİM SABAN: ETİK DEĞİL
Yargıya taşınan bu olayın ilk duruşması Nisan ayında görülecek. Bu arada Ushan Çakır, öfkesine hâkim olamamanın bedelini ödemeye devam ediyor. Çakır’ın son olarak “En İyi Erkek Oyuncu Ödülü”ne layık görülmesine ünlü tiyatrocu Nedim Saban’dan itiraz geldi. Saban, “Dövdüğü kızla gündeme gelen bir oyuncu ‘yılın erkeği’ olabilir belki ama ‘yılın erkek oyuncusu’ seçilmesi çok etik değil” yorumunu yaptı. Ushan Çakır ise Saban’ın yorumuyla ilgili konuşmak istemedi.

NOT: Olay savcılık iddianamesine göre göre şöyle gelişti: Üçlüyü kavgaya götüren olaylar Beste Bereket ile Ezgi Asaroğlu’nun karavanda konuşmasıyla başladı. Bereket, Asaroğlun’na “Ben ve Ushan aleyhine konuşuyormuşsun. Ushan bunu duyarsa kötü olur, benim kadar kibar olmaz, çok sert olur” dedi. Asaroğlu bu suçlamayı kabul etmedi. Bereket, bu sırada tartışmayı gören, Emre Yılmaz’a “Ben bunları Ushan’a söylesem gelip Ezgi’yi döver” dedi.

Aynı gün öğleden sonra Ushan Çakır, dizi setinden Ezgi Asaroğlu ile karşılaştı. Asaroğlu ısrarla kendisiyle konuşmak isteyen Çakır’a “Alın bunu buradan. Serseri git başımdan!” diyerek küfretti. Bunun üzerine Çakır, Asaroğlu’nun boğazına sarıldı ve arbede sırasında genç yıldız yere düştü.

İddianamenin devamında Asaroğlu’nun posttravmatik stres bozukluğuna bağlı olarak basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek dercede yaralandığı belirtildi. Ezgi ve Ushan’ın karşılıklı şikayetçi oldukları, Ezgi Asaroğlu’nun uzlaşmak istemediği, Beste Bereket’in ise Ushan Çakır’ı bu olaya azmettiren kişi olduğu vurgulandı. Ezgi Asaroğlu hakkında “hakaret” suçundan 3,5 aydan 2 yıl 4 aya kadar, Ushan Çakır hakkında “kasten yaralama” suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar, şüpheli Beste Bereket hakkında ise “azmettirme suçundan” 1 yıldan 3 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.(habertürk)

Devamını okumak için tıklayınız »

Toplam 30 sayfa, 2. sayfa gösteriliyor.12345...102030...Son »